TURGUT UYAR

--------------------------------------------------------------------------------

     4 Ağustos 1927'de Ankara'da doğdu. İlköğrenimini İstanbulda, Orta öğrenimini Konya Askeri Okulu ve Bursa Işıklar Askerî Lisesi'nde tamamladı. Yükseköğrenimini Askerî Memurlar Okulu'nda tamamlayarak orduya katıldı. Posof, Terme, Ankara'da personel subayı olarak çeşitli görevlerde bulundu. 1958’de ordudan ayrıldı. Çeşitli devlet memurluklarında buldu. Türkiye Selüloz ve Kağıt Sanayii'nin Ankara şubesinde çalışmaya başladı. Emekliye ayrılıp İstanbul'a yerleşti. Yaşamını serbest yazar olarak sürdürdü. 22 Ağustos 1985'te İstanbul’da öldü.

    İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir. Yedigün dergisinde çıkan hece ölçüsüyle yazılmış şiiriyle yazın dünyasına girdi. Kaynak dergisinin düzenlediği yarışmada ikincilik kazanınca dergilerde daha sık sık görünmeye başladı. Sonraları sürekli olarak Varlık dergisinde yazdı.

            Şiirlerini Yeditepe, Pazar Postası, Dost, Değişim, Türk Dili, kurucuları arasına katıldığı Dönem ve Papirüs, Yeni dergi'de yayımladı. Hece ölçüsüyle yazdığı ve toplumsal konuları işlediği ilk iki kitabında yer alan şiirlerinde dile egemen, dize kurmada başarılı göründü. Genellikle eski kaynakların çevre izlenimlerinde aradığı bu döneminde ilgiyle izlendi. 1955'ten sonra, değişik duyguların yoğunlaştığı kişisel bir anlatım dünyasında yapmacık ve özentili davranışların ötesinde kalmayı başardı. Hem öz hem biçim yönlerinden çeşitli açılımlar gösteren bir şir düzeyine ulaştı. Bir ara yeni dil olanakları içinde divan şiiri geleneğini sürdürmek isteyen şairler arasına katıldı. Sonra öykü-şiir denilebilecek uzun soluklu parçalarında toplumsal temaları başarı ile işledi. Kayayı Delen İncir'de söz konusu dönemde yaşanan sınıfsal mücadelenin yansımalarını görüyoruz.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Arz-ı Hal (1949)

Türkiyem (1952-1963)

Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959)

Tütünler Islak (1962)

Her Pazartesi (1968)

Divan (1970)

Toplandılar (1974)

Toplu Şiirler (1981, ilk dört kitaptaki şiirleri)

Kayayı Delen İncir (1982)

Dün Yok mu (1984)

Büyük Saat (bütün şiirleri 1984)

İNCELEME:

Bir Şiirden (1984)


ÇEVİRİ:

Lukretius - Evrenin Yapısı

(Tomris Uyar'la birlikte)

ÖDÜLLERİ:

1963 Yeditepe Şiir Armağanı / Tütünler Islak ile

1975 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü / Lucretius'tan Evrenin Yapısı çevirisi ile (Tomris Uyar'la birlikte)

1981 Behçet Necatigil Şiir Ödülü / Kayayı Delen İncir ile

1984 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü / Büyük Saat ile


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Arz-ı Hal

  • Acıyor

  • Akşam Üstü Rüyası

  • Senfoni

  • Bıktım Böyle

  • Binlerce

  • Bir Gün Sabah Sabah

  • Bir İntihar Akşamı Üzerine Söylenti

  • Deneme

  • Göğe Bakma Durağı

  • İlkin

  • Kan Uyku

  • Sulardan Ürkü

  • Tut Ki Ben

  • Baharı Bekleyene

  • Sibernetik

  • Uzak Kaderler İçin

  • Aramızdaki

  • Denge


ARZ-I HAL


Ben de günahkar kullarındanım Allahım...

Bir "Kulhuvallahi" bilirim dualardan,

Bir de "Yarabbi şükür" demeyi doyunca,

Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca,

Ama çekmediğim kalmadı sevdalardan.

Ben de günahkar kullarındanım Allahım!...


Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!...

Eğer bilmiyorsan işte, haberin olsun.

Ekmek derdi, aşk derdi unutturdu seni.

İnsan hatırlamıyor dün ne yediğini.

Zaten yediğimiz ne ki hatırda dursun.

Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!...


Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...

Meleklerin sana bunları söylemezler.

Artık, pek yarattığın gibi değil dünya

İnsanlar hem sabuna karıştı, hem suya:

Ne olursun hoşuna gitmediyse eğer,

Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...


Sana bir şey soracağım, affet, Allahım!...

Beş vakit kızlar doluyor camilerine,

Beyaz yaşmaklı, beyaz tenli masum kızlar...

Benim bir defa görüşte yüreğim sızlar;

Sen tutulmadın mı, içlerinden birine?

Sana bir şey soracağım, affet, Allahım!...


İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!...

Kıt kanaat sere serpe yollar boyunca

Sen, bizim için hala o ezeli sırsın.

Sen de, bizi bilmiş olsan, başkalaşırsın...

Herkesin kederi, gailesi boyunca.

İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!...



ACIYOR


Mutsuzlukdan söz etmek istiyorum

Dikey ve yatay mutsuzluktan

Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun

Sevgim acıyor


Biz giz dolu bir şey yaşadık

Onlarda orada yaşadılar

Bir dağın çarpıklığını

bir sevinç sanarak


En başta mutsuzluk elbet

Kasaba meyhanesi gibi

Kahkahası gün ışığına vurup da

öteden beri yansımayan

Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi

Öbürürün bir kadından aldığı verem

Bütün işhanlarının tarihçesi

sevgim acıyor


Yazık sevgime diyor birisi

Güzel gözlü bir çoçuğun bile

O kadar korunmuş bir yazı yoktu

Ne denmelidir bilemiyorum

sevgim acıyor

Gemiler gene gelip gidiyor

Dağlar kararıp aydınlanacaklar

Ve o kadar


Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır

Sonbahar geldi hüzün

İlkbahar geldi kara hüzün

Ey en akıllı kişisi dünyanın

Bazen yaz ortasında gündüzün

sevgim acıyor

Kimi sevsem

Kim beni sevse


Eylül toparlandı gitti işte

Ekim filanda gider bu gidişle

Tarihe gömülen koca koca atlar

Tarihe gömülür o kadar



AKŞAMÜSTÜ RÜYASI


Şimdi gemiler geçer uzaklardan

Gönlüm güvertede sereserpedir.

Işıklı geceler,saz sesleri, peynir ekmek

Ne biletim ne param ne dostum var

Pır pır eder yüreğim bakındıkça...

-Uyan Turgut um, garibim, uyan Bura Terme'dir.


Terme köprüsünden kamyonlar geçer,

Irgatlar üç orada beş burada konuşurlar

Bir gece başlar, yarı siyah, yarı kırmızı

Cigaramı yakar evime dönerim...

-Gidin gemiler, gidin

Vardığınız yerlere selam edin

Gün olur bütün kaygılardan uzak

Ben de gelirim...


SENFONİ


Önce sesin gelir aklıma

Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm

Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli

Sonra cumartesi günleri gelir

Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum

Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak.


Kırk kere söyledim bir daha söylerim

Savaşta ve barışta, karada ve denizde,

Düşkünlükte ve esenlikte

Zamanımız apayrı bize göre

Yanyana olduk mu elele

Aç kalsak ağlamayız biliyorum.


İçim güvercinleri okşamış gibi rahat

Sen yanımdayken ister istemez

Geniş meydanlarda akşam üstleri

Üstüste üç kere deniz, üç kere çınarlar.


Sen yanımdayken ister istemez

Uzak ırmakları hatırlıyorum.


Arasıra düşmüyor değil aklıma

Yabancı kadınların sıcaklığı

Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım

Yanında ihtiyarlamak istiyorum...


BIKTIM BÖYLE


Üç yıl sonra mıydı bilmiyorum

ama ekimin onbeşiydi biliyorum

ekimin onbeşiydi ama

ekimin onbeşinde ne oldu bilmiyorum

herkesin sular gibi dağıldığı ama herkesin

bir sur önünde miydik bir yolda mı

semtini bilmediğim bir karakolda mı

sonra topluca bir bahçede durduk


bıktım böyle sayrılıklardan

ateşim çıksa neyse ne

neyi bıraksam aklımdan bir suya karışıyor

bir büyük savaşda Kıbrıs kıyılarında

vurulan ve ölen bir askerin

çelik miğferi gibi

dipde ışıltısını görüyorum yalnız

elimi eteğimi çekiyorum bahçeden

sazlıklara vuruyorum belliğimi


zalim bir ilk yazdı ama yaşadığımız

işte bunu unutmamalı unutmamalı

bir ölüm nefes alırken bir dudakda

öbür bütün şeyleri nasıl anlatmalı

miğferin paslandığını usul usul

bir yangının söndüğünü

ve suların pırıl pırıl kaldığını

bir otobüs Mersin den Mardin e giderken


o zaman aşkınla dol kalbim

nerden ne kadar derlediysen o kadar

senin kendine seçtiğin alameti farika

uzun bir gece görünümünde geçerli hala


BİNLERCE


binlerce pazartesi geçti ömrümde

hangisiydi o çıkaramıyorum

bir kiraz yediğimi hatırlıyorum kurtluydu

demek oldukça eski


bir de saçmasapan şeyler

bir kızın dizaltını örneğin

bir adamın çirkin sigara icişini


nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada

hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna

kimsenin soyunu sopunu bulmak görevim değil

kendi öykümü düzenlemek yetiyor bana

güzel bir öğle vakti

eski güzel bir akşamı hatırlayarak

sonra dopdolu şeyler

damacanalar gibi

içim kabarıyor


sonu olsun diyorum

neyin sonu ama

hiç değilse bu taş basamakların


BİR GÜN SABAH SABAH


Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,

Uykudan uyandırsam seni:

Ki, sisler daha kalkmamıştır Haliç ten.

Vapur düdükleri ötmektedir.

Etraf alacakaranlık,

Köprü açıktır henüz.

Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam...


Yolculuğum uzun sürmüş oldukça

Gece demir köprülerden geçmiştir tren.

Dağ başında beş-on haneli köyler,

Telgraf direkleri yollar boyunca

Koşuşup durmuş bizle beraber.


Şarkılar söylemişim pencereden.

Uyanıp uyanıp yine dalmışım.

Biletim üçüncü mevki,

Fakirlik hali.

Lüle taşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,

Sana Sapancadan bir sepet elma almışım.


Ver elini haydarpaşa demişiz,

Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,

Hava hafifden soğuk,

Deniz katran ve balık kokulu.

Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,

Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu...


Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,

-Kim o dersin uykulu sesinle içerden.

Saçların dağınıkdır, mahmursundur.

Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim,

Bir sabah vakti kapıyı çalsam,

Uykudan uyandırsam seni,

Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç ten.

Fabrika düdükleri ötmektedir.


BİR İNTİHAR AKŞAMI ÜZERİNE SÖYLENTİ


Kısacık yoğun bir akşam

herkezin yüzünün bir anıya karıştığı

yoğun bir akşam

bana bir memur gibi davrandılar hastanelerde

ve bir intihar üstüne söylenti

bütün kıyıları dolaştı durdu

kısacık bir akşam


Kısacık serin bir akşam

kelebeklerin atlarla yarıştığı

yoğun bir akşam

bazı mektuplar damgalandı postanelerde

oturuldu bir takım şarkılar söylendi

bir adam bir kadının kapısını vurdu

kısacık bir akşam


Neyi söylesem bir kahramanlıktı

içinde azıcık buluştuğumuz

bir bulutla bir kağıt peçete arasında

kısacık yoğun bir akşam

şaşırdım hüznümü nerelere bıraksam

bir yanda kasıklarımın sarsılmaz gücü ve

kısacık yoğun bir akşam


Her şey bir unutkanlıktı

arada bir deliler gibi kavuştuğumuz

tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında

kıcacık yoğun bir akşam

biliyordum bir soğuktu nereye varsam

bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve

kısacık yoğun bir akşam.


Kim karıştırdı gerçekliğine

yaşadığım sonsuzluğun

ve oturuldu bir takım şeyler söylendi

imla kurallarıyla mutsuzluk üstüne

kısacık bir akşam

duraladım ne yapsam


Kim karıştırdı gerçekliğine

su terazilerindeki ensizliğin

ve fotoğraflar çekildi ben çıkmadım herkes eğlendi

araba vapurlarıyla denizsizlik üstüne

kısacık bir akşam

o kadar kısa ki bir akşam


yüzümü suyun ardında buldum

kıyılar bu yüzdendir öyle dediler

kısacık yoğun bir akşam

serin bir akşam öyle söylediler...


DENEME


işte geldim gidiyorum

Şen olasın Halep şehri


Gelin bütün yıldızları doldurun

Karanlık yalnızlığıma.

Ne ışıldar yanım yörem, ne ışır

Ölürsem yalnız ölürüm

Seversem yalnız severim

insanlar gelir geçer ömrümden ama

Macera benimdir geçmişlere karışır


Kötümser miyim dersiniz, hayır

Bu gerçek en aıası gerçeklerin

Göveren arpaların buğdayların peşine

Senin, benim bütün yaratılmışların

En ulu ağaçların, en şakrak kuşların

Düzlerde açıp açıp kavrulan çiçeklerin

Aşkımız, meşkimiz tek başına...


GÖĞE BAKMA DURAĞI


İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından

Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından

Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar

Şu aranıp duran korkak ellerimi tut

Bu evleri atla bu evleri de bunları da

Göğe bakalım


Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım

İnecek var deriz otobüs durur ineriz

Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya

Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum

Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun

Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam

Herkes yokken biz oluruz biz uyumıyalım

Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda

Beni bırak göğe bakalım


Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum

Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

Seni aldım bu sunturlu yere getirdim

Sayısız penceren vardı bir bir kapattım

Bana dönesin diye bir bir kapattım

Şimdi otobüs gelir biner gideriz

Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç

Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin

Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat

Durma kendini hatırlat

Durma göğe bakalım


Hazırlandın diyelim

Hazırlandın diyelim


hazırlandın diyelim bir yolculuğa

"bu,yalnızlığıda olabilir"diyor birisi

dayanıklımısın bakalım

silahın nedir

ilkin asfalt ve beton

bir bakarsın önün ardın su kesilir

yüzme de bilmezsin ayrıca


"çocuklukdan kalma şeyler bunlar"

diyor matrağa düşkün biri

"nasıl olsa yenilir"

Oysa kavradığım herşeyin adını bilmek

biraz bunaltıyor beni

örneğin bir atom santrali projesi

Hollanda daki bir caz konseri

ölececeğimi biliyorum nasıl olsa

ama gölgemi önüme düşürüyor

güneş önümden gelirken

şaşırıyorum gövdemi


matrağa alışkınım aslında ama

ille kayayı delen incir,

suları aşan gemi!


İLKİN



Bunu kimse söylemedi belki düşündü

çünkü vardır insanın yaşamasında

uyku ve öfke gibi vardır

kimse söylemedi

tuzunu çoğaltan bir denizde

nasıl batarsa güneş öyle

bende kaçırdım

ki gözüm bütün gün

günboyu lekelerde

kaçırdım ama şöyle de söylenebilir

şiirin bütün geçmişinin dışında

önceden açıklanan her şeyin dışında

örneğin en sıcak ülkelerin yazında

en soğukların kışında

yanarım üşürüm berbat olurum

hiç bir şeye yaramam

ama yinede seni severim

o zaman sende beni sev

evet


KAN UYKU


Bir biz varız güzel öbürleri hep çirkin

Birde bu terli karanlık

Sonra bir şey daha var muhakkak ama adını bilmiyorum

Nereden başlasam sonunda o ışıkla karşılaşıyorum

Yarı çıplak utanmaz bir kadın resmini aydınlatıyor

Akşam oluyor ya bir türlü inanamıyorum

Oturmuş iri yapılı adamlar esrar çekiyorlar

Daha bir aydınlık olsun diye içtikleri su

Sarı toprakdan testileri güneşte pişiriyorlar


Bir korkuyorum yanlız kalmaktan bir korkuyorum

Gündüzleri delice çalışıyorum geceleri kadınlarla yatıyorum


Sonra birden büyümüş görüyorum ağaçları

Kısrakları birden yavrulamış

Havaları birden güneşli


Kadınlarla yattığım yetse ya

Birde kadınlarla yattığıma inanmam gerekiyor


Hoşlanmıyorum


SULARDAN ÜRKÜ


suların çoğaltığı seslerden ürküyorum

yorgunluk veriyor ürkü¹

alacakaranlık gibi anlamsız bir şey bir

çoban kepeneği gibi ya da

gelip çakılıyor aklıma

sonra hiç bir şeye benzemiyor

bir saat iki saat üç saat gibi şeyler oluyor

ama

hiç bir şeye benzemiyor

tutturduğum türkü


nedendir bilmem

Edip le söylediğimiz zaman

oluyordu halbuki


----------------------------

¹ türküye kafiye aradığımı sandınız,yanıldınız!


TUT Kİ BEN


tut ki sen bir şiiri çok iyi yazsan

ya da çok iyi bir şiir yazsan

bir saatin aralıksız işleyişi

bir çocuğun bir sokak kedisini sevişi

bilmem ki sanki güzel bir akşam gibi

onun için her akşamı iyi yaşamalıyım

yani kıskanılan onu

demek istediğim hepsi


BAHARI BEKLEYENE


ben kışın güzelliğini söylerim ne gelirse dilime

çünkü kış bir hazırlıktır soluğuma kıpkırmızı gülüme


nice kırmızı ayaklar gelip geçti o gün katar katar

kış günleri sözgelişi ben bir çöp bile almadım elime


altı kız bir ay ışığı def çalıp şarkılar söylediler

beri yanda ormanlar yanardı, ciğerpareler lime


artık su uyur aşk uyanır mendilim kana boyanır

bilirim bu baharda da herkes hasetlenir halime


ve ellerim batık bir suda akar gözlerim her şeye bakar

bahar bir gelsin yeter artık eksikse de bırak elleme


su uyur düşman uyumaz suların dibi güllerde



altı kız bir oğlan def çalıp şarkılar söylediler

baktım birinin kara bir gecesi düşüvermiş mendilime


şimdi elimde baston silah, başımda şapka öyle

ağzımda kurşun hızında seçtiğim her kelime


su. hiç kimse durmazsa her şey yürür, bu aşk demektir

her şey kullanılmazsa dirim bir ihanettir ölüme


sakiniz elimiz filan temiz baharı filan bekleriz

fincanı tastan oyarlar içine bade mi koyarlar


biz silah kuşanırız bize bir şey söyleme



SİBERNETİK


üç kere üç dokuz eder

bilirsin

birin karesi birdir

kare kökü de

bilirsin

'mutlu aşk yoktur'

bilirsin


ama baharda ya da dışarda

sonsuz göğün altında

aşkın aşkla çarpımı

nedendir bilinmez

garip bir biçimde

hep sonsuzdur





UZAK KADERLER İÇİN


Birgün, bir yağmurla garip garip

-Çoluğu çocuğu terk edeceğim.-

Bir sevgiyle doymayacak kalbim,anladım

Alıp başımı gideceğim.


Asır yirminci asırdır,amenna

Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım

Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi

Uzaklar daha uzaklaşır

Bir define çıkarır gibi kayalardan, Ademden beri

Sımsıcak sevgilere muhtacım.


Bir gün alıp başımı gideceğim

-Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar...-

Belimi bir ılık şal sarsın, mavi

Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız

Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin

Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.


Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm

Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde

Diyarı gurbette kanlı bir aşk

Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde

En uzak beyazlar,

En yakın ikindilerde, duygulu

Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam

İçip içip ağlasam...


Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum?

Herkesin derdinden pay isterken.

Uzak kaderlerin suları çağlar şimdi


Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.


Birgün, bir parkta otururken, biliyorum

Bir el yağmurla dokunacak omuzuma

Bir çift göz,bir davet, bir kalp

Çoluğu çocuğu terk edeceğim.

Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak


Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak

Toprak ve insan kokularıyla,

Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için

Başımı alıp gideceğim.



ARAMIZDAKİ


sevgilim sevgilim

kuzey sanrısı gibidir

geceyi beşe filan böler

sonra ayılar hüzünden ölmez

sevgilim sevgilim

açlıktan ölür onlar


işte bundan ötürü

hüznü artık bir ayıya bıraktım

sevgilim sevgilim

bir ayıya

ister ormanda kullansın

ister buzdağında


hayatın kutlu olsun sevgilim

ki sana değişe değişe aktım

kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım

-uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında-

sevgilim sevgilim

bir orman gibi çoğal aramızda

şehirden bir çocuk olarak şurda burda

bir sabuntozu markasında köpürerek

çınarın tutsaklığını

ve menekşenin tutsaklığını

ve menekşenin sevincini yaşa

sevgilim sevgilim

hüzüne yer var hayatımızda



DENGE


Sizin alınız al inandım

Sizin morunuz mor inandım

Tanrınız büyük amenna

Şiiriniz adamakıllı şiir

Dumanı da caba


Bütün ağaçlarla uyuşmuşum

Kalabalık ha olmuş ha olmamış

Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum

Ama sokaklar şöyleymiş

Ağaçlar böyleymiş

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız


Aşkım da değişebilir gerçeklerim de

Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı

Yangelmişim diz boyu sulara

Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum

Hiçbirinizle dövüşemem

Benim bir gizli bildiğim var

Sizin alınız al inandım

Morunuz mor inandım

Ben tam kendime göre

Ben tam dünyaya göre

Ama sizin adınız ne

Benim dengemi bozmayınız


Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.