ÖMER HAYYAM

--------------------------------------------------------------------------------

     Doğum tarihi kesin belli değil. Adı Ömer’dir. Kayıtlara göre soyadı Abdulfeth, baba adı Ebrahim, sanı ise Gıyaseddin. Horasan yakınlarındaki Nişabür kentinde doğdu. Çocukluğu ve gençliği bu kentte geçti. Tıp, felsefe, fizik, matematik, astronomi bilimleriyle uğraştı. Rubaileri kadar bu yönüyle de ünlüdür. Döneminde Beld, Herat, Esfehan, Mekke’ye gittiği biliniyor. Ölüm tarihinin Hicretten sonra 520 olduğu sanılıyor. Döneminin önemli isimleri Hasan Sabah ve Selçuklu ünlü vezir Nizam-ül Mülk ile okul arkadaşı olduğu yolunda bilgiler var.


--------------------------------------------------------------------------------


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Rubailerden Seçmeler 1

  • Rubailerden Seçmeler 2

  • Rubailerden Seçmeler 3


Dünyada akla değer veren yok madem,

Aklı az olanın parası çok madem,

Getir şu şarabı, alın aklımızı:

Belki böyle beğenir bizi el alem!

-----

Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;

Halden anlar bir dost gelip falı görünce;

Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:

Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.

-----

Bahar geldi; başka bir şey istemem kafamda;

Hele akla hiç yer vermem bahar soframda;

Şarap, seninleyim bu mevsim, koru beni:

Söğüt ağacı, sen de ser gölgeni altıma.

-----

Gece, gül bahçesinde ararken seni,

Gülden gelen kokun sarhoş etti beni;

Seni anlatmaya başlayınca güle

Baktım kuşlar da dinliyor hikayemi.

-----

Düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi;

Gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi;

Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar,

Bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi.

------

Bu uçsuz bucaksız dünya içinde, bil ki,

Mutlu yaşamak iki türlü insana vergi;

Biri iyinin kötünün aslını bilir,

Öteki ne dünyayı bilir, ne kendini.

-----

Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok;

Öyle büyük bir inci ki bu büyük sır delen yok;

Herkes aklına eseni söylemiş durmuş,

İşin kaynağına giden yolu bulan yok.

-----

Seher yeli eser yırtar eteğini gülün

Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün

Sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler

Kopup dallarından toprak olmadalar her gün.

-----

Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;

Elimin özlediği kadehi kavramak.

Her zerrem nasibini almalı dünyadan

Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.

-----

Gönül dedi: Ben neyim ki, bir damla sadece;

Ben nerde, görmediğim koca deniz nerde!

Böyle diyen gönül denize kavuşunca

Baktı kendinden başka şey yok görünürde.


Dün gece usul boylu sevgilim ve ben,

Bir kıyıda gül rengi şarap içerken;

Sedefli bir kabuk açıldı karşımızda;

Sabah müjdecisi çıkıverdi içinden.

-----

Eşi dostu verdik birer birer toprağa;

Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.

Sen, yorgun katır, hala bu kalleş çöldesin;

Sırtında bunca yük, yürü bakalım hala.

-----

Dert içinde sevinci bul da yaşa;

Haksız düzende haklı ol da yaşa;

Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,

Varından yoğundan kurtul da yaşa.

-----

Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.

Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.

Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.

Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.

-----

Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil;

Erdiğim sırları söylemek elimde değil;

Aklım düşüncenin derin denizlerinden

Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil.

-----

Gören göze güzel, çirkin hepsi bir;

Aşıklara cennet, cehennem, hepsi bir;

Ermiş ha çul giymiş, ha atlas;

Yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi bir.

-----

Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;

Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.

Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,

Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.

-----

Felek doğruyu eğriyi tartaydı,

Her işine güzel demek kolaydı.

Böyle mi yaşardı iyiler dünyada,

Evrenin özü doğruluk olaydı?

-----

Açılmaz kapıları açmanız mı gerek?

Dünyada insanca yaşamanız mı gerek?

Bırakın öyleyse iki dünyayı birden:

Ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek!

-----

Gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;

Her istediğini onda ara, onda bul.

Aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:

Koy canını ortaya, soyulursan soyul.


Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;

Bildiklerimizle övündük, eğlendik.

Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?

Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.

-----

En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;

İyilik seven kötülük edemez zaten.

Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:

Düşmanınsa dostun olur iyilik edersen.

-----

Gök yaban gülleri döküyor eteğinden

Bir çiçek yağmuruna tutuldu sanki çimen

Gül şarap dolsun kadehimin lalesine

Mor buluttan yere yaseminler düşerken.

-----

Saki, gökler, denizlerce dolgunum;

İçime sığmaz oldu coşkunluğum;

Ak saçlarımla sarhoş ettin beni,

Kış ortasında bahar bulutuyum!

-----

Geçmiş günü beyhude yere yad etme

Bir gelmemiş an için de feryad etme

Geçmiş gelecek masal bütün bunlar hep

Eğlenmene bak ömrünü berbad etme

-----

Bu şarabı dilenci içti, bey oldu gitti.

Bu şarabı tilki içti, aslan kesildi.

Bu şarabı ihtiyar içti, oldu delikanlı.

Delikanli içti, ömrü bi uzadı, bi uzadı, bi uzadı.

-----

Bir gün yıkılır saltanatın, yapma güzel;

Fırsat sana el vermiş iken, ver bize el.

Bir ülkeye benzer bu güzellik, sonu yok,

Bir gün çıkar elden; hadi, lutfetmeye gel!

-----

Tan rüzgarı esmiş, düşmüş gül etekten.

Bülbül güle tutkun, hem öylesi içten.

Kalk, içkini doldur, savrulmada dallar;

Sönmüş göreceksin, gül, bir sabah erken.

-----

Ben, gönlü temiz insana kurban olayım.

Gezsin başım üstünde benim, hoş tutayım.

Ham insanı al karşına, söylet azıcık,

Dön, sonra cehennem ne imiş, gel sorayım.

-----

Bir solukluk canımız var, o da saki, senden.

Gerçi hoşlanmadı halk, gitti ne yapsak, bizden.

Kalan içkim geceden bir yudum ancak, bilirim.

Yaşamından, ama kaç gün geri kalmış; bilmem.

-----

Düşmüş feleğin çarkına, hep fırlanırız,

Sizler onu esrarlı fenermiş sanınız.

Evren koca fanus ve güneş lambasıdır.

Bizler de biçim, simge, bireyler kalırız.


Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.