HALİT FAHRİ OZANSOY

--------------------------------------------------------------------------------

     1891'de İstanbul’da doğdu. 1971’de yine İstanbul’da yaşamını yitirdi. Bakırköy Rüştiyesi ve Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Uzun yıllar Muğla ve İstanbul’da lise öğretmenliği yaptı. Ölümüne kadar Tercüman gazetesinde tiyatro eleştirileri ile edebiyat yazıları yayımlandı. Fecr-i Ati’nin etkisinde kaldığı ilk şiirleri 1912'de "Rübâb" ve "Şehbal" dergilerinde yayınlandı. Şiirlerini bir süre aruz vezniyle yazdı. "Aruza Veda" şiiriyle bu kalıbı bıraktı, hecee ölçüsüne ve yalın Türkçe'ye yöneldi. "Yeni Mecmua" çevresinde toplanan "Hecenin Beş Şairi" arasında yer aldı. "Nedim" adında bir edebiyat dergisi çıkardı. Şiirleri Yarın, Hayat, Aydabir, Yarımay, Çınaraltı, Varlık, Hisar gibi dergilerde yayınlandı. Servet-i Fünun dergisinin yazıişleri müdürlüğünü yaptı. Hüzün yansıtan şiirlerinde daha çok aşk ve kadın temalarını işledi. Şiirin yanısıra yayınlanmış roman ve oyunları ile anı kitapları da var.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Rüya (1912) ,  Cenk Duyguları (1917) ,

Efsaneler (1919) ,  Zakkum (1920)  ,  

Bulutlara Yakın (1920)

Gülistanlar ve Harabeler (1922)

Paravan (1929),Balkonda Saatler(1931)

Sulara Dalan Gözler (1936)

Hep Onun İçin (1962)

Sonsuz Gecelerin Ötesinde (1964)

ROMAN:

Sulara Giden Köprü (1939)

Aşıklar Yolunun Yolcuları (1939)

ANI:

Edebiyatçılar Geçiyor (1939, Edebiyatçılar Çevremde adıyla genişletilmiş baskı, 1970)

Darülbedayi Devrinin Eski Günleri (1964)

Eski İstanbul Ramazanları (1968)

OYUN:

Baykuş (1916)   ,  İlk Şair (1923)

Sönen Kandiller (1928)

10 Yılın Destanı (1933)

Nedim (1936)  ,  Hayalet (1936)

Bir Dolaptır Dönüyor (1958)

İki Yanda (1970)

(Baykuş ve Şair oyunları aruzla yazılmıştır.)


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Aruza Veda

  • Bugünkü Sâdabad

  • Akşam

  • Denizde Ay

  • Balkonda Saatler III

  • Dedikodu


ARUZA VEDA


İlk hasretiyle gençliğimin ilk elemleri

Ey paslı tellerinde gülen, ağlayan aruz

Ey eski dost, yâd edelim eski demleri

Madem ki son sadanı dağıtmış, yorulmuşuz


Anlat alevli bir çölün üstüde ansızın

Billur sesinle hıçkırarak doğduğun günü

Binbir diyarda binbir ilahi güzel kızın

Anlat nasıl terennümü inletti gönlünü


Neydin gönülde, şimdi ne oldun, zavallı sen

Hıçkır benim de bari bu son gizli nâlemi

Timsalin âsumanda ziyâlarla işlenen

Bir pembe gül mü, yoksa bir altın piyâle mi?


Akşam guruba karşı tüten bir buhurdanın

Hüsnüyle şahit olma nihayet zevâline

İran yoluyla - Zühre tacın, nağme kervanın -

Şâhane geldiğin gibi şâhane git yine


Biz şimdi başka bir yeni ahenge bağlıyız

Aşk sazıyla geldi erenler bu meclise

Yalnız bugün senin gibi ölgün sadâlıyız

Zira bu saz da parçalanır gülmek istese...


İncitmeden rübabını insafsız ellerin

Zalim temaslarıyla zamanın sitemleri

Ah ayrılırken, inleyerek paslı tellerin

Ey eski dost, yâd edelim eski demleri...


BUGÜNKÜ SÂDABAD


Daha dün neş'e verirken yâdı

Gömelim ağlayarak kalbimize

Şimdi hicran dolu sâdabadı

Onu son matem unutturdu bize.


Ne o gözler ki siyah bir inci

Ne peri yüzleri tül yaşamakta

Ne de üç çifte kayıklar Haliç'i

Geçerek sessiz uzaklaşmakta.


Ne gazeller, ne de saz sesleri var

Kim bilir hangi derinliklerde

İnce, kıvrak, asabi kahkahalar?

Laleler nerde, çırağlar nerde?


AKŞAM


Akşam, bir dua gibi derin, içli bir akşam

Kalbimi dolduracak ellerimi uzatsam

Ellerimi uzatsam eriyecek saçlarım

Demet demet gufranla dolacak avuçlarım


Yarasalar uçarken alaca karanlıkta

İçimden de taşıyor akşam gibi bir dua

Akşam gibi bir dua, ince, tatlı, yumuşak...


Ah, böyle ölmeliyim akşamla sarmaşarak...


DENİZDE AY


İndi solgun ve ılık

Ay ışığı denize

Bal rengi bir tatlılık

Çöktü gözlerinize.


Baktınız uzun uzun

Bu sulara baktınız,

Sulara ruhunuzun

Tadını bıraktınız.


Bu tatla aydınlanan enginlere aktınız.


BALKONDA SAATLER III


Arka mahallelerde kızgın bir yaz öğlesi

Tabak tıkırtıları duyuluyor evlerden

Uzakta bir satıcı, yahut çocuk sesi.


Susuzluktan bunalmış uçamazken serçeler

Tozlu sokaklar gibi tutuşup alevlerden

Bodur ağaçlar ile bomboş kalmış bahçeler.


İşte karşıdakini de güneş çerçeveledi

Demin duvar dibinde uyuklayan bir kedi

Sıyrılıyor yavaşça mutfağın loşluğuna.


Bayıltıyor hararet otu, taşı, böceği

Fazla güneş içmiş de ortada ayçiçeği

Ayaküstü uğramış ışık sarhoşluğuna.


DEDİKODU


Zaman bir böcek gibi sinsi, kenarda

Koltukların didikler durur kadifesini,

Hain bir kedi gözü parıldar lambalarda.


Şom ağızlar buz gibi üflerken nefesini,

Bir beddua halinde uzatarak sesini

Saat hırıltılarla can çekişir duvarda.

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.