ENİS BEHİÇ KORYÜREK

--------------------------------------------------------------------------------

     11 Mart 1891'de İstanbul'da doğdu, 18 Ekim 1949'da Ankara'da yaşamını yitirdi. Hecenin Beş Şairi'nden biri. Selanik, Üsküp ve İstanbul idadilerinde öğrenim gördü. 1913'te Mülkiye Mektebi'nden mezun oldu. Hariciye Nezareti'nde çalışmaya başladı. Bükreş ve Budapeşte'de görev yaptı. 1921'de Türkiye'ye döndükten sonra Kurtuluş Savaşı'nı destekleyen "Müdafaa-i Milliye" adlı gizli örgüte katıldı. Cumhuriyetten sonra Fransızca ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Uzun yıllar Ticaret, İktisat ve Çalışma bakanlıklarında çalıştı. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti'den milletvekili adayı oldu, seçilemedi. Yaşamının son dönemini zorluklar içinde geçirdi. Servet-i Fünun etkisi taşıyan ilk şiirleri 1912'de "Şehbal" dergisinde yayınlandı. Daha sonra Ziya Gökalp'in etisiyle hece veznini benimsedi ve Milli Edibiyat akımına katıldı. Ulusal duyguları ön plana çıkaran ve yiğitlik temalarını uç noktalara götüren şiiler yazdı. Bazı şiirlerinde biçim açısından hece kalıplarını kırma çabası da gösterdi.

       1946'dan sonra mistik bir şiire yöneldi. Bir mevlevinin ruhuyla bağlantı kurduktan sonra yarattığını öne sürdüğü tasavvufi şiirler yazdı.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Miras (1927)

Varidat-ı Süleyman (1949)




ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Sevgi

  • Neyiz

  • Ey Türk Eli

  • Ömür

  • Hatıra

  • Gemiciler


SEVGİ

Nasıl söylesem bilmem,

Ve anlatsam ne ile?

Bu öyle bir duygu ki

Gelmez kaleme, dile...

Sen varsın bakışımda,

Her nefes alışımda,

İçimde ve dışımda,

Günahlarımda bile!


Gözümde, hayalimde

Hiç sorma ki neler var...

Sendedir ufukları

Ve ancak sana kadar...


Dünyayı iki şeyden

İbaret bilirim ben;

Biri, her şey olan sen!

Biri, sen olmayanlar!


NEYİZ


Tarife kalkma bizi;

Ne şuyuz, ne de buyuz

Adem denen denizi

Arayan birer suyuz

Döner, kıvrılır fakat

Daire olmaz bu hat

Ne kadar sürse hayat,

O yolun yolcusuyuz.


EY TÜRK ELİ!..


Ey Türkeli, ben uzaktan gelen yorgunum.

Dinle beni, ben de senin bir öz oğlunum.

Geceleyin çölde yalnız kalan yolcu bir

Solgun ışık farkedince nasıl sevinir,

Nasıl bütün ümidini bağlarsa ona,

Ben de öyle yadelinden baktım vatana.

Sen uzaktın benden, fakat kalbim senindi.

Ey Türkeli, hasretin ta ruhuma sindi.


Bir kasırga alt üst etti dünyayı bütün.

Kanlı, viran mabedinde tarihin bugün

Kaç hükümdar tacı kandil olup asıldı...

Kaç istiklal gömmek için mezar kazıldı...

Bu kazılan mezarlardan biri en derin.

Bu en derin mezar senin, ey vatan senin!

Kızıl gökten çalacaktı ayla yıldızı

Ölümünden şenlik yapan kefen hırsızı.

O karanlık günlerinde, gönlümüz kara,

Bağrımızda sefillerin açtığı yara,

Ellerimiz bağlı matem zincirleriyle.

Neslimizin bezgin ömrü bütün hâile,

Şehid olan emellere hep hazin, hazin

Ağlamaktan nuru söndü gözlerimizin.

Dinleyerek baykuşların kahkahasını

Millet kara bayraklarla tuttu yasını.


Bugün ki biz Hak yolunda kanını döken,

Bugün ki biz bin kahrile hurdahaş iken

Yekpâre bir çelik olmuş sine sahibi

Bir milletiz, kükremişiz yanardağ gibi...

Bugün ki biz, alçakların hakaretinden

Varlığında kıyametler kopup cûşeden

Yıldırımlı bir ummanız, uğulduyoruz;

Zulme karşı Tanrı hışmı oldu Ordumuz.


Biz daha dün öyle bedbaht olanlarız ki.

Öyle göğsü hicran ile dolanlarız ki.

Rûhumuzun zırhı oldu ıztırâbımız...

Bahtımızla budur, dedik, son hesâbımız.

Varsın gelsin arzın daha bin beliyyesi!

Öcümüzün sayhasıdır topların sesi.

Felaketler pençemizde oyuncak oldu...

Yangınlarla bütün vatan alsancak oldu...

Bir kırılmaz yalınkılıç gibi hıncımız.

İmanını kalkan etti her akıncımız...

Tayfunlara yoldaş oldu nâra salan Türk!..

Hey koca Türk, Tanrısından kuvvet alan Türk!.


Zafer azgın bir küheylan; koşar, şahlanır;

Sırtındaki şehsuvarı pek çabuk tanır.

Bu şehsuvar, küheylâna daha binerken

Yelesinden bir tutar ki, azgın at hemen

İlk mahmuzda anlar nasıl binicisi var.

Yol ver artık küheylana, şanlı şehsuvar!

Sen korkusuz, güçlü, hakim oldukça ata

Atın seni erdirecek her saltanata.

Onu ne dağ, ne deniz durduracaktır.

Zafer seni uçuracak... Uçuracaktır...

Fakat bil ki: İrâdende sarsıntı varsa,

Gönlünü bir lâhza için korku sararsa,

Ya gözlerin kararırsa böyle uçuştan,

Veya biraz mestolursan, dalgınlaşırsan

Zafer seni birdenbire sırtında atar;

Attan düşen nallarının altında yatar...


İşte biz ki ta ezelden beri atlıyız,

Asırların göklerinde biz kanatlıyız.

Kanımızın ateşinden şimşek yarattık;

Bu şimşekle küheylana bir kırbaç attık.

Allah! diye haykırarak Zafer imize

Hurûşettik Sakarya''dan ta Akdeniz''e...

Âtîlere koşuyoruz gençlikle, şanla...

Şan beraber koşar Hakka doğru koşanla.


ÖMÜR


Şen günler, bir kırlangıç

Gibi vuruyor kanat.

Kederli günler, sanki

Kurulmamış bir saat.


Birinde, rüya tadı

Biri, kan içen cadı

İkisinin de adı:

Ömürden bir gün...Heyhat!


HATIRA


Geçsin günler, haftalar,

Aylar, mevsimler, yıllar...

Zaman sanki bir rüzgâr

Ve bir su gibi aksın...

Sen gözlerimde bir renk

Kulaklarımda bir ses

Ve içimde bir nefes

Olarak kalacaksın...


GEMİCİLER


Biz dalgalar, fırtınalar kahramanı yiğitleriz.

Ufuklardan ufuklara haber sorar, gezeriz.

Güneşlerde uyuklayan yamaçları,

Kalbi durgun tarlaları bıraktık.

Gölge veren ağaçları

Sevmiyoruz biz artık.

Sevgilimiz,

Ey deniz!


İşte biz;

Nihayetsiz

Mavilikler yolcusu!

Ruhumuzun kardeşidir

Güneşlerde parlayan bu yeşil su.

Bayrağımız yeşil sular ateşidir.

Biz bayrağın fedaisi sayısız Türk genciyiz.

Biz hilale şan arayan korku bilmez gemiciyiz.

Ey vatandan müjdelerle bize kadar gelen rüzgâr!

O sarışın sahillerde kara gözlü genç kızlar,

Yaz gecesi mehtap ile konuşurken,

Doğru söyle, sordular mı bizleri?..

Nasıl cevap verdiği gökten

Gemimizin rehberi,

O vefakâr

Yıldızlar?..


Poyraz var;

Yelken dolar.

Gemi sanki kanatlı!

Enginlerde pembe güneş

Gülümserken bu yolculuk ne tatlı!

Çal sazını kalenderce yiğit kardeş!

Nağmelerin yorulmayan dalgalardan bahtiyar.

Gönderelim bu ahengi o sevgili yurda kadar...

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.