CEYHUN ATUF KANSU

--------------------------------------------------------------------------------

     1919 yılında İstanbul’da doğdu, 17 Mart 1978’de Ankara’da öldü. Eğitimci ve politikacı Nafi Atuf Kansu'nun oğlu. Küçük yaşta annesini kaybetti. Babasıyla birlikte 1921'de Ankara'ya gitti. Ankara Gazi Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Numune Hastanesi’nde çocuk hastalıkları uzmanı oldu. Turhal Şeker Fabrikası, Ankara Şeker Fabrikası ve Etimesgut Şeker Fabrikası'nda hekimlik yaptı. İlk şiiri lise öğrencisiyken okul dergisinde yayınlandı. Ardından şiirleri İnkılapçı Gençlik, Ülkü, Yücel, Millet, İstanbul gibi dergilerde yer buldu. Olgunlaşmış bir şiirle kuşağının önde gelen temsilcileri arasında yerini aldı. Bu dönemdeki şiirlerinde toplumsal sorunlara ağırlık verdi. Halk dilinden, halk söyleyişlerinden geniş biçimde yararlanarak, halkın özlemlerini, sevinçlerini, acılarını ve yaşama savaşımını coşkulu bir söyleyişle dile getirdi. Şiirlerinin kaynağını hoşgörü, insanlık sevgisi, ulusal bağımsızlık ve doğa oluşturdu.

       "Çocuk" dergisinde masalları, Vakit ve Ulus gazeteleri ile Varlık, ve Seçilmiş Hikayeler dergilerinde öyküleri de yayınlandı. 1986'dan başlayarak adına bir şiir ödülü kondu.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Bir Çocuk Bahçesinde (1941)

Bağbozumu Sofrası (1944)

Çocuklar Gemisi (1946)

Yanık Hava (1951)

Haziran Defteri (1955)

Yurdumdan (1960)

Bağımsızlık Gülü (1965)

Sakarya Meydan Savaşı (1970)

Buğday, Kadın, Gül ve Gökyüzü (1970)

Tüm Şiirleri (iki cilt ölümünden sonra, 1978)

MAKALE VE DENEMELER:

Devrimcinin Takvimi (1962)

Ya Bağımsızlık Ya Ölüm (1964)

Köy Öğretmenine Mektuplar (1964)

Atatürkçü Olmak (1966)

Atatürk ve Kurtuluş Savaşı (1969)

Balım Kız Dalım Oğul (1971)

Halk Önderi Atatürk (1972)

Cumhuriyet Ağacı (1973)

Sevgi Elması 1972

ÖDÜLLERİ:


1965 Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü Köy Öğretmenine Mektuplar ile

1966 Yeditepe Şiir Armağanı

1970 Behçet Kemal Çağlar Ödülü Sakarya Meydan Savaşı ile


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Dünyanın Bütün Çiçekleri

  • Nar Türküsü

  • Kızamuk Ağıdı

  • Küçük İstasyonlarda Akasya..

  • Bağımsızlık Gülü

  • Yanık Hava

  • Anahtar

  • Bir Haziran Sabahına Çağrı

  • Çocukluk Aşkı

  • Suluboya

  • Gül Türküsü


DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ


               "Bana çiçek getirin, dünyanın bütün

               çiçeklerini buraya getirin!"

               Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Bütün çiçekleri getirin buraya

Öğrencilerimi getirin, getirin buraya

Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer

Bütün köy çocuklarını getirin buraya

Son bir ders vereceğim onlara

Son şarkımı söyleyeceğim

Getirin getirin... ve sonra öleceğim.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum

Kaderleri bana benzeyen

Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları

Geniş ovalarda kaybolur kokuları...

Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri

Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni

Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini

Bacımın suladığı fesleğenleri

Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini

Avluların pembe entarili hatmisini

Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın.

Aman Isparta güllerini de unutmayın

Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.

Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.

Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım

Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden

Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden

Ne güller fışkırır çilelerimden

Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim

Korkmadım, korkmuyorum ölümden

Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Baharda Polatlı kırlarında açan

Güz geldi mi Kopdağına göçen

Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen.

Muş ovasından, Ağrı eteğinden

Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden

Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni

Eğin türkülerinin içine gömün beni.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

En güzellerini saymadım çiçeklerin

Çocukları, öğrencilerimi istiyorum.

Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini

Köy okullarında açan, gizli ve sessiz

O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.

Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek

Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Ben mezarsız yaşamayı diliyorum

Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum.

Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın

Tarümar olmasın istiyorum, perişan olmasın

Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım

Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim

Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Okulun duvarı çöktü altında kaldım

Ama ben dünya üstündeyim, toprakta

Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta

Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım

Yurdumun çiçeklenmesi için daima, yaşadım

Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.

Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya

Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.


NAR TÜRKÜSÜ


Çatladı nar

Şimdi başlar

Yaşamanın geometrisi


Üçgen dörtgen beşgen

Üç iken dört iken beş iken

Dağılır tane tane gökyüzüne


Acı çekirdeğinden

Bal gibi bir düzen

Doğar nar ağacından


Çimenlerine güz güneşinin

Eğilir dallarından süt veren

Bir ananın mutluluğu


Salar nakış gölgesini

Her bir kenarı eşit üçgenle

Toprağına toplumun


Çatladı nar

Yarın başlar

Ağacın türküsü


Savrulan yapraklarla

Yitip giden güz üstüne

Türküsü nar ağacının


Tane tane söylediği

Sıcak altın bal sesiyle

Gelen gündüz üstüne


KIZAMUK AĞIDI


Ben, gamlı, donuk kış güneşi

Çıplak dallarda, sessiz dinleniyordum.

Köyleri, yolları, dağı taşı

Isıtıyor, avutuyordum.


Bir köy gördüm tâ uzaktan

Dağlar ardında kalmış, bilmezsiniz

Kar örtmüş, göremezsiniz karanlıktan

Yalnızlıkta üşür üşür de çaresiz.


Ben gördüm bu köyü, damlarının altında

Çocukları kızamuk döküyor

Gözleri, göğüsleri, yüzleri, ah bırakılmış tarla

Gelincikler arasından öyle masum bakıyor.


Habersiz hepsi, kızamuktan ve ölümden

Kirli yüzlerinde açan ölümden habersiz

Ve, düşmüş bir gül oluyorlar birden

Bebekler ölüyor, ölümden habersiz.


Ali'lerin kızı Emine'yi gördüm

Öldü... Yusufların Kadir öldü, emmisinin Durdu öldü

İkindiye doğru, evlerine vardım

Gördüm, Döne öldü, Ali öldü, Dudu öldü.


Bir bir saydım, yirmi üç çocuk

Ah, güllü Gülizar öldü

Gördü kış güneşi, gamlı ve donuk

Daldı oğlanlar, çiçekti kızlar, öldü.


Gamlı türkümle tepeden aşağı bıraktım

Bıraktım kendimi düşesiye, ölesiye

Bu acıdan sonra nasıl doğacaktım

Nasıl dönecektim aynı köye?


İniyor ve karaltında örtüyordum

Bu çocukları, bu habersiz çocukları

Görmediniz, anlatamam, ürperiyorum.

Bir şey demek için açılmıştı dudakları.


Ah, ben bir gün tepelerden, tepelerden

Varıp önünüze, önünüze dikilip duracağım

Aydınlardan, hekimlerden, öğretmenlerden

Bir gün soracağım, bu çocukları soracağım.


O çaresiz, o yalnız, o karanlık günde

Siz neredeydiniz diyeceğim, neredeydiniz?

Ben perişan, utanmış... bu köyün üstünde

Kahrolurken, siz beyciğim neredeydiniz?


Ben, bir günde yirmi üç küçük ölünün

Gömüldüğünü gördüm bu köyde kızamuktan

Ya siz ne gördünüz, söyleyin, söyleyin

Bir şey söyleyin, bir şey söyleyin uzaktan.


Ah, ben gamlı kış güneşi, aydınlığın

Bütün suçlarını kalbimde taşırım

Görerek ah, görerek, bilerek bir yığın

Karanlık gündüzün üstünde yaşarım.


Her mevsim dolanıp geldiğinde bu köye

Gücük ayda, kar örtülü bu ovada

Utancımdan, hıncımdan yaş dökerek böyle

Gamlı ve perişan asılı duracağım havada.


İkindiye doğru bırakıp kendimi

Bu küçük mezarların üstüne.

Bilmeyeceksiniz, perişan, çaresiz halimi

Gül diyeceğim, gül dereceğim gül üstüne.

Yol kıyısında yirmi üç çocuğun mezarı

Ah diyeceğim, ah dökeceğim yol üstüne.


KÜÇÜK İSTASYONLARDA AKASYA AĞAÇLARI


Bir akşam sofrasında birdenbire

Küçük istasyonların kokusu

Duyarsanız birdenbire

Postalar makasa girdiğinde

Çocuklarınızın tren pencerelerinde

Gözleri yedi renk kırk ikindi sonu

Yağmur yağmış kırların kokusu

Ömrünüzce gezdiğiniz

Oradan oraya askerlik memurluk başka işler

Birdenbire

İstasyon akasyalarının kokusu

Treniniz kalkıp gider

Akgedik, Güllübağ, Tecer

Hepsi de küçük istasyonlar

Kalırlar dağlar ardında

Bir akşam sofrasında onlar

Birdenbire

Makasçı karısı çocukları

Akasyaların kokusunu duyarlar

Geçip giden trenlerin rüzgarında

Çocukların gözlerinde adı bilinmeyen dereler

Vadilerdeki istasyonların sessizliğinde


BAĞIMSIZLIK GÜLÜ


Yerden alıp o gülü

Hangi gülü?

Bir topçu neferinin

Sakaryalı yaz toprağında

Sıcak kan gülü.


Alıp koklamak o gülü

Hangi baharda?

Türkçenin özgür kırlarında

Türkülerde burcu burcu,

Bilgeliğin ana gülü!


Bir basmadan alıp o gülü,

Hangi basmadan?

Nazilli fabrikasından

Pamuğumuzdan, emeğimizden,

Dokuduğumuz halk gülü.


Hoyrat ellerinden alıp o gülü

Hangi ellerden?

Uzak Teksaslı çobanların


Bilmediği, uğruna can vermediği

Türkiyeli o çileler gülü.


Yerine koymak, kutsamak o gülü,

Hangi yerine?

Mustafa Kemal'in bahçesine

Bir ulusun suladığı beslediği

Yediveren bağımsızlık gülü!


YANIK HAVA


Maviler içinde gördüm bir gün menevşemi

Yayla tutmuş başlamış aşkımın gül mevsimi.

Zühre olup yola düşmüş çeker beni şavkından

O ışıldar sevdasından, ben yanarım aşkından

Ben senin yüzünden güzelim konup göçücü oldum

Böyle dağdan dağa yoldan yola geçici oldum.


Bir gün yine beyazlar içinde gördüm

Kastı nedir bilmem bir kere gönül verdim

Turna derler böylesine halk türküsünde

Çifte hasrettir uyuyakalmış göğsünde

Aşkın dilini öğrenmeye Karacaoğlan'a varsam

Diller döksem, güller döksem rüyasına, uyandırsam.


Bir gün yine gördüm ki pembeler giymiş

Güllerin aynasına bakıp da öğünmüş

Sarı saçları düşmüş tel tel tel olmuş

Şu garip gönlümü kul eden o ince bel olmuş

Sarsam razı olur, hoşnud olur darılmaz

Neyleyim ki inceciktir, dal kırılır, sarılmaz.


Bir gün de baktım giyinmiş Macar olmuş

Göğsünde Budin'in gülleri açar olmuş

Karmendir güzel çingenelerin hası

Kanlı olur Troubadour'ların rüyası

Ah, şol meydanda ölesim gelir

Bir gün bakarsınız İspanya'dan sesim gelir.


Ah, efendim ben ne diyarlar gezdim

Türküler içinde bir de bu türküyü yazdım

Aşktır rüzgarların en hovardası,

Bozulur insanın düzeni, yıkılır obası

Yeniden düzen tutmaya kervan kalkar yol alır

Beri yandan bir yanık türkü kalır.


ANAHTAR


Bak ben sana bir caddeyim

Üzerimden geçtiğin her sabah

Bir ağacım ben sana, bir akasya

Gölgemde otobüs beklediğin.


Adın nedir adını söyle

Sokak başlarına yazayım

Yitirdim kendimi senin kentinde

Adındır benim sokağım.


Evin nerde evini söyle

İkindileri mi seversin akşamları mı?

Gelip kapını çalayım

Aç bana, gizli bahçeni göster bana

Gözlerinin kilidini ver bana.


Gözlerinin kilidini ver bana

Kapayayım dünyayı üzerimize

Bak, sana bir anahtarım

Aç kendini, aşktır gelen, gizleme.


BİR HAZİRAN SABAHINA ÇAĞRI


Sizi gün doğmadan önce

Yaşamaya çağırıyorum

Birden ayırt edeceksiniz

Bu saatler en güzel saatler

Çay hazırladım size bahçemde

Hep beraber içeceğiz

Sessizce konuşacağız

Havayı kırmaktan korkarak

Gökyüzü bir mavi ayna inceliğinde

Sözlerimiz bile dokunabilir ona

Parçalanıp düşer üzerimize

Bütün dedikoduları, kıskançlıkları, tutkuları

Unutup çay içeceğiz kardeşçe

Yeniden dirilmişiz gibi

Seher yeli gibi merhaba diyeceğiz

Hatırımızı soracağız birbirimizin

Seveceğiz sarı güller gibi çocuklarımızı

Hep iyi güzel namuslu şeyler konuşacağız


ÇOCUKLUK AŞKI


Düşün, düşün ki anne ben daha çok küçüğüm

Ilık ellerimden tut, beraber götür beni

Oyuncakçıda büyük mavi bir gemi gördüm

İşlenmiş, dalgaların köpüğüyle yelkeni.


Şu renk renk toplara bak anne, ne güzel renk renk

Dönüyor içimde bir bayram yeri dönüyor

Yuvarlanıyor gönlüm şu uçan toplara denk

Bir yokuştan koşarak kalbim sana iniyor.


Kan değil, zafer akar benim savaşlarımda

Hürriyet için ölür genç kurşun askerlerim

İnsanlığın cenneti saklı göz yaşlarımda

Yeni bir bahar çağı getirecek zaferim!


Korkma, korkma kaçmam ben, tahta atımla dağa

Senden daha güzel bir dağ var mı rüyalarda?

Niçin uğraşsın küçük kuş yurdundan kaçmaya

Yaşarken annesinin yeşerttiği kırlarda?


Kırılır, bütün iyi oyuncaklar kırılır

Çocuk kalblerinden mi yaparlar hep onları

Niçin oyun biterken en sonra hatırlanır

Hatıralarımızın en tatlı oyunları?


Satılır mı zengin bir oyuncakçıda söyle

Anne, dün okuduğun masaldaki güzel kız?

Yeter, altın bir kalbim olsun, Tanrıdan dile

Bütün zenginliğimi verir onu alırız.


SULUBOYA


Al suluboyanı:

Orda güller vardır gözlerinin sonunda

Pembe kırmızı, ille sarı

Bir çocuğun elleriyle

Boya çimenlerde baharın çocukluğunu.


Tütüncü dükkanını adam

Boyamış yeşile katık ederek ağuyu

Paraya, tütüne, gazoza, çiklete

Orhan Gazi vaktindeyse Bursa'da yeşil

Yarardı gölgenin güneş yaprağına.


Seviye karıştır yaz vaktini

Boya bir eteği sarıya

Bir gömleği kırmızıya

Delikanlı gelincik sarsın

Kızın bacaklarını yel biçtiğinde.


Usanmış çatılara

Bankaların ve gürültünün duvarlarına

Çek bir türkünün boyasını ki

Mozart'ın flüt ipeğinden mavi

Gökyüzünü insanla.


Otobüs kırmızısı

Emeğin al basmasına dönüşür

Yorgun bakışlarında insanların

Ev ikindisi dönüşür

Bir gecekondu asmasına.


Çınar yeşilinde sundurma

Bakar ayçiçeği tarlasına

Bir bardak sütün içinde

Denizin tohumunu ezersen

Çıkar ortaya yayla mavisi


GÜL TÜRKÜSÜ


Gül diyorsam, durmadan

Bilinçaltı bahçemde bir

Ezik gül kaldığından belki

Çocukluğumun Mayıs dalından

Kimbilir?


Gül diyorsam bir zaman

Nedim'in övdüğü bir

O çok uzaklarda saraylı

Lale bahçelerinde soyut

Osmanlı gül değildir.


Gül diyorsam, ne zaman

Büyükannem bir

Avuç can eriğiyle birlikte

Üç yaprak çiy tanesi de

Getirir.


Gül diyorsam, hani Haziran

Hani şimdi açan bir

Gerçek güldür gündelik

Yapraklarını gül bitleri

Yiyip bitirir

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.