CAHİT ZARİFOĞLU

--------------------------------------------------------------------------------

     1940’ta Ankara'da doğdu. 7 Haziran 1987'de Ankara'da yaşamını yitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Çeşitli kurum ve kuruluşlarda muhasebeci, çevirmen, düzeltmen, teknik sekreter olarak çalıştı. Öğretmenlik yaptı. İlk şiir ve öyküleri lise öğrenciliği yıllarında Kahramanmaraş'taki yerel gazetelerde yayınlandı. Ardından İstanbul ve Ankara'daki dergilerde çıkan şiirleriyle tanındı. Kahramanmaraş'ta "Açı" adıyla bir sanat dergisi yayınladı.1976'dan sonra Ankara'da yayınlanan Mavera ve Edebiyat dergilerinin sürekli yazarı oldu. İlk şiirlerinde ikinci yeni akımının etkileri görülür. Madde-ruh çatışması, "Batı diktasına karşı Doğu protestosu" temalarını işledi. İlk şiir kitabı "İşaret Çocukları" 1967'de yayınlandı. Şiirlerinde dinsel inançları çerçevesinde ele aldığı Anadolu insalarınının acı, umut ve sevgilerini yansıttı. Son şiirlerinde ise İslamcı düşüncedeki insan sevgisi, toplumsal mutluluk anlayışını işledi. Yer yer gerçeküstü ögeler ve eski şiir kalıplarını uyguladı.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

İşaret Çocukları (1967)

Yedi Güzel Adam (1973)

Menziller (1977)

Şiirler (Ölümünden sonra, 1989)

ÖYKÜ-ROMAN:

İns (öykü, 1974)

Savaş Ritmleri (roman, 1985)

Ağaçkakanlar (çocuk romanı, 1983)

Serçekuş (çocuk romanı, 1983)

Katıraslan (çocuk romanı, 1983)

Yürek Dede ile Padişah (1984)

GÜNLÜK:

Yaşamak (1980)


ÖDÜLLERİ:

1985 Yazarlar Birliği Ödülü, Yürek Dede ile Padişah kitabıyla


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Güzelcin

  • Kartal Ölüsü

  • Ağaçlar

  • Aylak Göz

  • Hızla Akan Ormak

  • Anlatılmış Günler

  • Kutsal Mavi Çocuk Şiiri

  • Orası Neresi Burası Bir Adam


GÜZELCİN


Koşu koşuver nargözlüm

Yuvarlak biçimli ayakların

Küheylan kolanı gibi kuşağın

Gürbüz kalçalarının üzerinde


Koştur azaplardan kaçalım

Koruklar üzümlenmiş mi bakalım

Bir söze iki gülüş bir öpücük

İki bedeni birbirine katalım


Ruhsatlım sevdamsın berigel

Kanın höpürtülü başın dik

O seven yuyan bakışınla

İçimi yu mermer döşegel


Dorukta yeni ay ince işaret

Geceye bir şey olmaz gayri

Ne kem gözler gezinir karanlığa

Ne evin sevincinden korkan bulunur


Asmalarda güneş ve çocuklarımız

Çardakta ıslak ve ekşi uyur

Bacın bazlama yağlasın sahana

Mutluyuz tüm dünyaya duyur



KARTAL ÖLÜSÜ


Tabutunuz

Pırıl pırıl çivileri ve talaş kokuyor

Demek taze ölülerdensiniz hemşehrim


Kan akıtılmadan

Kesildi damarlarınızın sıcaklığı

Söyleyin kim yokladı

Bir ateş salmaya içinizi


Şimdi doya doya seyredin gövdenizi

Kalabalıklardan eli mızraklılardan

Otomobillerden nüfus patlamasından

Ve o koca denizlerin kirlenip ağrımasından


AĞAÇLAR


Ellerimin önündeki dallar da

Sarıldı yaprağa

Göremiyorum karşı yamacı

Erken mi yoldayım

Ben mi geciktim


Önümüzde bir çınar yükseliyor

Her gece atlılar geliyor ona

Destan söyleşip gidiyorlar

Esmerlikleri

Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha


Dostum üşüyorum dedin

Üşüme

Korkuyorum -Korkma

Kaçıyorum -Kaçma

Ürperiyorum düşünceden -ürper


Sabah trafik

Çınara kim bakar

Kim geçer dallarından

Bahar mı geliyor

Komşunun balkonunda

Çamaşırlar renk rengarenk


Kızlar göğüslerini

Baharın ağacına

İlk açan çiçeğine

Dayadılar


Arılarla erkekler boğuşuyor

Arılarla uçan bütün çiçeklerle

Ayaklarında taşınan tozlarla

Akıyorlar alıp götürülürken

Yaprak evlerin içindeki dişiliklere


Dostum geç kaldın

Güneş ne gün doğacaksa

Söylediler duymadın geç kaldın

Otur ağla sonra soframda doy

Ekmek tut zeytin tat

Açlığını eğlerken sen

Bak nasıl ayçağın erleri

Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler

Karanlığı karaladılar yolları tuttular

At tepmedeler


Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip

Kelime ettiler söz bilediler

Zorun yamanı kolayladılar


Sahip olun taşa demire

Aleve

Küle bile


AYLAK GÖZ


Erkenden aşındırır aşkını

Odaların köşelerine zamansız oturur

Duyarsa bir çocuğun

Oyundan çağrıldığını


Başının her seferinde döndüğü kumarı

Gönlünü bir tarzla kurularken kazanır

Anlarsa yenilen bir kadının

Darda kaldığını


Kendi kendine ardaşak kaçağı

Arada bir bakınır ne yaptığına

Süresiz kapılır tablolara yangelir

Ve oturdu mu bir masaya

Hakkını verir çay içmenin


Bu adam kitapların uçlarına

Çizilmiş itilmiş resim

Korkmadan yaşar tebessüm gösterir

Ağır başıyla nöbet alır

Dağdan kaçar şehri çevirir

Ve bırakır gönlünü bir tazı sıçramasına


Erkenden aşındırır aşkını

Anlamaz bir kadının

Süresiz kapılıp yangeldiği tablolara

Severek tebessüm attığını

Ağır başıyla kopar dağdan

Nöbet alır şehri devirir.


HIZLA AKAN IRMAK


Sabahtır  

Alkışlar gecenin  

Sıcak damları sükun yapılarıyla  

Aydınlatır bir ucundan  

Kahvaltı sofrasında çay tasını  


Düzgün uysal  

Işıklı bir de ağız  

Gizlice götürür hücreyi bütüne  

Ve akla her gelen telgraf telinde  

Öpüşür iki güvercin  


Bu geçen mızrak  

Kalın karlı  

Atanın değer biçilmez atıyla  

Kuşkusuz yolunda gerek  


Mızrak geçer ışığı  

Geçer geceyi dolduran karanlığı da


ANLATILMIŞ GÜNLER


Bulutların yeryüzüne doğru saçaklandığı vakitler

Sürüleri doyurmuş

Köylere emin bir gece yaymış

Serin ve ılık evlerin seccadelerinde

Yatsılarla nehrolmuş

Helal kadınlarıyla yukarılara bakıp akan

Huzurlu gürbüz ve yetişkin adamlar gibi

Adamlar gibi duruyorlar silahlarının başlarında


Meşakkate

Adeta ısrarla

Yılmadan

Sabretmektedirler


Biliyoruz

Gördüğümüz resimlerini

Aylardır birlikte yattıkları giysileri

Çok aşıyorlar


Boyları bosları

Yaşları başları

bakışları

renk renk

geniş

adımları iri

solukları sıcak yelpazeler gibi


gözüm görmüş gibi onları

kardeşim gibi gelir haberleri

hele saldırdılar mı

bakılsın gerek

topuklarıyla devirdikleri tank kütleleri


Ne yaman gönülleri

Çöl toprağı gibi yayılı kavruk esrarlı

Yanaklarına

Değer güneş


Ve bastıkları dağ şurdaysa

Ötekinde kıskançlık nöbeti


Hiç kimseden öğrenemezdin

Daha kesin

Gözünün önünde vurulan kardeşinden

Buhara kelimesini


Hiç kimse öğretemezdi sana

Daha kesin ve böyle emin

Ateş altında

Azık getiren kızkardeşinden

Buhara kelimesini


Bir ok işaretidir Buhara

Varılırken ve varılınca

Gösteren

Daha ikibin kilometre ilerisini


Ve buhara ki

Pirlerin

Asırlar önceki kader sürücülerin

İşte bugünleri anlatıp

Kollarına girip avuttukları şehir


KUTSAL MAVİ ÇOCUK ŞİİRİ


Ellerin çıktı ve göğün ortasına geldi

Tarlada

Bakışı gittikçe yer toprağına

Çakılan

Bu kadar beklerken habersizdi

Ve hatta onlar da habersizdiler


Sular mı anladı

Dağlar mı sezdi

Yoksa birdenbire bir çiçek mi


Bir gün

Herhangi bir an

Ama bir çelik an

Her şey

Ve hepsi başlarını kaldırdılar

Ve hemen ellerinin gölgesi düştü yüzlerine


Karmakarışık belirsiz uzun

Geçti ve geçti gölgesi

Zerdüştün ayaklarından bir kartalın


ORASI NERESİ BURASI BİR ADAM


Korkuyu kapışır taşlar

karanlık kendine çekince perdeyi

göz hüzünle odayı kapar

el uyur ve akvaryumda balık

resmi çekilmiş nehir


Böyle bir çiçek vardı

Rüyamdaki geçit büyüyüp büyüyüp

Büyüyüp büyüyüp büyüyüp

Espası bir tek gece

Ezip el tutan

Alnını bütün bir duvara dayayan

ve sesleri bir orman büyüklüğünde

güneşe yol yapan çocuk

güreşip bütün gelişleriyle

gecikmiş bir deniz feneri


Saati yalvarır hızla

Şafağı çoğaltır kan akan damar

En korkulan gerçeği

Bir boyun eğişle girilen

böyle bir çiçek vardı

kılcal kökleri

çağın sarsıntı duvarlarından

burası bir adam

bir aşk çapında

bir çeşit hapisane tutulan

akıp giden su uyanınca adam

suyu geçmek isteyen karınca

bir taşın alevinden basarak ellerine

kaçınca adam

bırakmaz eşyasını da uykuda

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.