ATTİLA İLHAN

--------------------------------------------------------------------------------

     15 Haziran 1925’te İzmir’in Menemen ilçesinde doğdu. 11 Ekim 2005'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. İzmir'de Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu ve Karşıyaka Ortaokulu'nu bitirdi. Atatürk Lisesi'ndeki öğrenciliği sırasında Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesine aykırı davrandığı gerekçesiyle tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Danıştay kararıyla eğitimi sürdürme hakkını kazandı. İstanbul'da Işık Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. 6 yıl aralıklarla Paris'te yaşadı. Türkiye'ye döndü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığı'nı üstlendi. Ankara’da Bilgi Yayınevi Danışmanlığını yaptı. Senaryolarında "Ali Kaptanoğlu" takma adını kullandı. Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Yelken ve Sanat Olayı dergilerini yönetti. İlk şiiri olan "Balıkçı Türküsü" 1941'de Yeni Edebiyat Dergisi'nde yayınlandı. "Nevin Yıldız" takma adıyla İstanbul, "Beteroğlu" takma adıyla Yücel dergilerinde şiirleri çıktı. 1946 CHP şiir yarışmasında "Cebbaroğlu Mehemmed" şiiriyle ikincilik ödülü kazandı. Bu başarıdan sonra hızla tanınıp sevildi.

       Genç, Yeni Nesil, Varlık, Aile, Yirminci Asır, Seçilmiş Hikayeler, Kaynak, Ufuklar, Mavi, Yeditepe, Dost, Yelken, Ataç, Yön, Milliyet Sanat, Sanat Olayı gibi dergilerde şiirleri, deneme ve eleştirileri yayınlandı. Türk edebiyatının önemli isimleri arasına girdi. Garip Akımı ve İkinci Yeni şiirine karşı çıktı. Mavi ya da Maviciler adıyla tanınan toplumcu gerçekçi şiir akımını başlattı. Şiire yeni bir ses düzeni, taşkın, coşkulu bir anlatım ve kendisine özgü bir duyarlılık getirdi. Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum şiir kitaplarındaki şiirleriyle genç şair kuşağını etkiledi. Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün kitaplarındaki şiirlerinde divan şiiri ve şarkılardan da yararlandı. İlk iki romanı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'den sonraki romanlarında tarihsel konulara ağırlık vermeye başladı. Bu tür romanlarında öz Türkçe akımına karşı çıktı. Senaryolarını yazdığı önemli filmler: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon).

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Duvar (1948)

Sisler Bulvarı (1954)

Yağmur Kaçağı (1955)

Ben Sana Mecburum (1960)

Bela Çiçeği (1962)

Yasak Sevişmek (1968)

Tutkunun Günlüğü (1973)

Böyle Bir Sevmek (1977)

Elde Var Hüzün (1982)

Korkunun Krallığı (1987)

Ayrılık Sevdaya Dahil (1993)

ROMAN:

Sokaktaki Adam (1953)

Zenciler Birbirine Benzemez (1957)

Kurtlar Sofrası (1963/64)

Bıçağın Ucu (1973)

Sırtlan Payı (1974)

Yaraya Tuz Basmak (1978)

Fena Halde Leman (1980)

Dersaadet’te Sabah Ezanları (1981)

Haco Hanım Vay (1984)

O Karanlıkta Biz (1988)

GEZİ-DENEME-ELEŞTİRİ:

Abbas Yolcu (1957)

Hangi Sol (1971)

Gerçekçilik Savaşı (1980)

Hangi Atatürk (1981)

Batı'nın Deli Gömleği (1982)

İkinci Yeni Savaşı (1983)

Sağım Solum Sobe (1985)

Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985)

Ulusal Kültür Savaşı (1986)

ÖDÜLLERİ

1946 CHP Şiir Yarışması Birinciliği

1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Tutuklunun Günlüğü ile

1975 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan Payı ile



ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Üçüncü Şahsın Şiiri

  • Yağmur Kaçağı

  • Şahane Serseri

  • Ben Sana Mecburum

  • Sen Benim Hiç Bir Şeyimsin

  • Cinayet Saati

  • Yirmibeşinci Kısım

  • İstanbul Ağrısı

  • Aysel Git Başımdan

  • Müjgan'a Aşk Şarkıları

  • Sultan-ı Yegâh

  • Elde Var Hüzün

  • Pia

  • Böyle Bir Sevmek

  • Kırmızı Pazar


ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ


gözlerin gözlerime değince

felaketim olurdu ağlardım

beni sevmiyordun bilirdim

bir sevdiğin vardı duyardım

çöp gibi bir oğlan ipince

hayırsızın biriydi fikrimce

ne vakit karşımda görsem

öldüreceğimden korkardım

felaketim olurdu ağlardım


ne vakit maçka'dan geçsem

limanda hep gemiler olurdu

ağaçlar kuş gibi gülerdi

bir rüzgar aklımı alırdı

sessizce bir cıgara yakardın

parmaklarının ucunu yakardın

kipriklerini eğer bakardın

üşürdüm içim ürperirdi

felaketim olurdu ağlardım


akşamlar bir roman gibi biterdi

jezabel kan içinde yatardı

limandan bir gemi giderdi

sen kalkıp ona giderdin

benzin mum gibi giderdin

sabaha kadar kalırdın

hayırsızın biriydi fikrimce

güldü mü cenazeye benzerdi

hele seni kollarına aldı mı

felaketim olurdu ağlardım


YAĞMUR KAÇAĞI


elimden tut yoksa düşeceğim

yoksa bir bir yıldızlar düşecek

eğer şairsem beni tanırsan

yağmurdan korktuğumu bilirsen

gözlerim aklına gelirse

elimden tut yoksa düşeceğim

yağmur beni götürecek yoksa beni


geceleri bir çırpıntı duyarsan

telaş telaş yağmurdan kaçıyorum

sarayburnu'ndan geçiyorum

akşamsa eylül'se ıslanmışsam

beni görsen belki anlayamazsın

içlenir gizli gizli ağlarsın

eğer ben yalnızsam yanılmışsam

elimden tut yoksa düşeceğim

yağmur beni götürecek yoksa beni


ŞAHANE SERSERİ


yolumdan çekil yavrum

bağlasalar duramam

demir âsâ demir çarık dedim

neyleyim

yolculuk dedim

ağaçlara tünedi yine akşam kargalarla bir

rüzgar kendini yerden yere vuruyor

kırık dökük yıldızlar belirdi uzaktan

telsiz mevceleri ardım sıra koşturuyor


anamdan yolcu doğmuşum

yedi dağın yolları kalbimden geçer

salkım salkım mısralar gelir içimden

dudaklarımda yağmur damlaları

alır beni yollar beni alır gider

anamdan yolcu doğmuşum

nehirlerle birlikte denizlere kavuştum

akşam dedim

               şu koca dünya dedim

               ağlasam dedim

yola bir düşüldü mü ömür boyunca gidilir

ekmeğin ve şarabın peşinden

               turnaların peşinden

büyük şehirler büyük aşklar

çığlık çığlığa terkedilir

ben

çocuklar gibi sevdim devler gibi ıstırap çektim

damarlarımda dünyanın bütün rüzgarları

harplere açlıklara yalnızlığıma rağmen

anamdan yolcu doğmuşum

neyleyim

       gurbet dedim

               vatan dedim

                       hürriyet dedim


BEN SANA MECBURUM


Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum


Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor

Bu şehir o eski istanbul mudur

Karanlıkta bulutlar parçalanıyor

Sokak lambaları birden yanıyor

Kaldırımlarda yağmur kokusu

Ben sana mecburum sen yoksun


Sevişmek kimi zaman rezilce korkuludur

İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur

Tutsak ustura ağzında yaşamaktan

Kimi zaman ellerini kırar tutkusu

Birkaç hayat çıkarır yaşamasından

Hangi kapıyı çalsa kimi zaman

Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu


Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor

Eski zamanlardan bir cuma çalıyor

Durup köşe başında deliksiz dinlesem

Sana kullanılmamış bir gök getirsem

Haftalar ellerimde ufalanıyor

Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem

Ben sana mecburum sen yoksun


Belki haziran'da mavi benekli çocuksun

An seni bilmiyor kimseler bilmiyor

Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden

Belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun

Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor

Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin

Kötü rüzgar saçlarını götürüyor


Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Bu kurtlar sofrasında belki zor

Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Sus deyip adınla başlıyorum

İçimsıra kımıldıyor gizli denizlerin

Hayır başka türlü olmayacak

Ben sana mecburum bilemezsin



SEN BENİM HİÇ BİR ŞEYİMSİN


sen benim hiç bir şeyimsin

yazdıklarımdan çok daha az

hiç kimse misin bilmem ki nesin

lüzumundan fazla beyaz

sen benim hiç bir şeyimsin

varlığın yokluğun anlaşılmaz


galiba eski liman üzerindesin

nasıl karanlığıma bir yıldız olmak

dudaklarınla cama çizdiğin

en fazla sonbahar otellerinde

üniversiteli bir kız uykusu bulmak

yalnızlığı öldüresiye çirkin

sabaha karşı öldüresiye korkak

kulağı çabucak telefon zillerinde


sen benim hiç bir şeyimsin

hiç bir sevişmek yaşamışlığım

henüz boş bir roman sahifesinde

hiç kimse misin bilmem ki nesin

ne çok çığlıkların silemediği

zaten yok bir tren penceresinde


sen benim hiç bir şeyimsin

yabancı bir şarkı gibi yarım

yağmurlu bir ağaç gibi ıslak

hiç kimse misin bilmem ki nesin

uykumun arasında çağırdığım

çocukluk sesimle ağlayarak


sen benim hiç bir şeyimsin


CİNAYET SAATİ


haliç’te bir vapuru vurdular dört kişi

demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu

dört bıçak çekip vurdular dört kişi

yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu


deli cafer ismail tayfur ve şaşı

maktulün onbeş yıllık arkadaşı

üçü kamarot öteki aşçıbaşı

dört bıçak çekip vurdular dört kişi


cinayeti kör bir kayıkçı gördü

ben gördüm kulaklarım gördü

vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü

hiç biriniz orada yoktunuz


demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu

on üç damla gözyaşını saydım

allahına kitabına sövüp saydım

şafak nabız gibi atıyordu

sarhoştum kasımpaşa’daydım

hiç biriniz orada yoktunuz


haliç’te bir vapuru vurdular dört kişi

polis kaatilleri arıyordu

deli cafer ismail tayfur ve şaşı

üzerime yüklediler bu işi

sarhoştum kasımpaşa’daydım

vapuru onlar vurdu ben vurmadım

cinayeti kör bir kayıkçı gördü


ben vursam kendimi vuracaktım


YİRMİBEŞİNCİ KISIM


Işıkları söndür suna su

Vapurları duyacağız ha

Dün gece uykumda sıçradım

Beni mi çağırdın suna su

Nereye gideceğiz ha


Yabancı değil ben kaptanım

Aç kapıyı suna su

Büyük yağmurda ıslandım

Şarabın var mı suna su

Sabahı bulacağız ha


Kadehini dinleme çıldırırsın

Elimden gelmeyen bir o

Bütün trenleri kaçırdım

Saatin kaç suna su

Yarın öleceğiz ha


İSTANBUL AĞRISI


Kanatları parça parça bu Ağustos geceleri

Yıldızlar kaynarken

Şakır şukur ayaklarımın dibine dökülen

Sen

Eğer yine İstanbul'san

Yine kan köpükle cehennem sarmaşıkları büyüteceğim

Pançak pançak şiirler tüküreceğim

Demek yine ben

Limandaki derikler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor

Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler

Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları

Mavi asfaltlara çökmüş

Diz bağlıyor

Eğer sen yine İstanbul'san

Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan

Sirkeci Garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp

İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa'dan

Anadolu üstlerine kalkıp bakan

Ağlayan

Sen eğer yine İstanbul'san

Aldanmıyorsam

Yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa

Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar

Yine senin emrindeyim

Utanmasam

Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak

Kendimi yani şu bildiğin attila ilhan'ı

Zehirleyebilirim


Sonbahar karanlıkları tuttu tutacak

Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor

İmtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden

Tophane İskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş

Direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler

Uykusuz dalgalanıyor

Ulan istanbul sen misin

Senin ellerin mi bu eller

Ulan bu gemiler senin gemilerin mi

Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında

Liman liman götüren

Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi

Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyor

Neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor

Antenlerinden

Neden

Peki İstanbul ya ben

Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy

Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas

Ya benim kahrım

Ya senin ağrın

Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın

Çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi

Burgu burgu içime boşalttığım

O senin ağrın

O senin


Eğer sen yine İstanbul'san

Yanılmıyorsam

Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim

Sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine

Satır satır okumak istediğim

Sen

Eğer yine İstanbul'san

Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim

Ulan yine sen kazandın İstanbul

Sen kazandın ben yenildim

Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar

Yine emrindeyim

Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa

Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam

Hiçbir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa

Yanılmıyorsam

Eğer sen yine İstanbul'san

Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar

Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan

Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir

Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul

Kaç kez yazdım kimbilir

Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken

1949 Eylülü'nde birader mırç ve ben

sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık

sana taptık ulan

unuttun mu

sana taptık


AYSEL GİT BAŞIMDAN


aysel git başımdan ben sana göre değilim

olümüm birden olacak seziyorum

hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

aysel git başımdan istemiyorum

benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün

dağıtır gecelerim sarışınlığını

uykularımı uyusan nasıl korkarsın

hiçbir dakikamı yaşayamazsın

aysel git başımdan ben sana göre değilim

benim için kirletme aydınlığını

hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim


ıslığımı denesen hemen düşürürsün

gözlerim hızlandırır tenhalığını

yanlış şehirlere götürür trenlerim

ya ölmek ustalığını kazanırsın

ya korku biriktirmek yetisini

acılarım iyice bol gelir sana

sevincim bir türlü tutmaz sevincini

aysel git başımdan ben sana göre değilim

ümitsizliğimi olsun anlasana

hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim


sevindiğim anda sen üzülürsün

sonbahar uğultusu duymamışsın ki

içinden bir gemi kalkıp gitmemiş

uzak yalnızlık limanlarına

aykırı bir yolcuyum dünya geniş

büyük bir kulak çınlıyor içimdeki

çetrefil yolculuğum kesinleşmiş


sakın başka bir şey getirme aklına

aysel git başımdan ben sana göre değilim

ölümüm birden olacak seziyorum

hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

aysel git başımdan seni seviyorum


MÜJGAN'A

AŞK ŞARKILARI


1


dinlerdim telaşlı kanunlardan sarışın türkçeyi

nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi

ürkek bir çilenti usulca yoklardı bahçeyi

nerde tavus kuşları nerde müjgan'ın gençliği

nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi


okşamak kumrallığını içimden uysal lambaların

beyhude ıslıklarını yakınlaşan sonbaharın

akşam tenhalığında birlikte duygulanmaların

saklı mutluluğuyla dalgından çok daha fazla dalgın

nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi


bir parça son yalnızlığa öncekiler hazırlıktır

insan bırakmaz sevdiğini sevmek insanı bırakır

kalırsa gözlerinin elinde yaldızı belki kalır

ney üşür kanun pırıldar udlar oldukça karanlıktır

nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi



2


o akşam da lambamızı söndürmüştük nedim ile

nedim'den bile kıskandığım sevdiğim ile

son şarkılar dağılmıştı mevsim ile

yalnız çamlıca'da bir ud yankılanırdı


dünyayı tumturaklı bir yalan sayanlar

yalanın dehşetini yaşlandıkça anlar

nizım'ın piriye'yi sevdiği zamanlar

ölse ölümünden ne suçlar çıkarılırdı


boğucu bir sessizlikte ateşten goncalardır

o demirden şiirler ki sanki tabancalardır

umutsuz hangi gününde el atsan ateşe hazır

nizım onları yazarken duvarlar çatırdardı


gördün sessizce buluştuğunu nazım'la nedim'in

lacivert ıssızlığında yıldızlı bir serviliğin

birinin elinde vâridât'ı simavnalı bedreddin'in

birinin ağzında gül elinde mey kasesi vardı


3


istanbul puslu karaltıyla müstef'ilün bir gemi

duyulur padişah saltanatıyla bulutlara demirlediği

soğuk akşamlar çalar saatlar kadife konakta

ben uyansam da ayışığından müjgan uyumakta


o soyut kuşlar su aydınlığında atlas yorganların

yüz yıllık hüznüyle yüklü osmanlı zindanlarının

pul pul dağılırlar tasalı bol yansımalı boşlukta

ben uyansam da ayışığından müjgan uyumakta


gece hattât yesârî'nin süzüldükçe vav kayıkları

işlenir yeni baştan bütün sevmek yanlışlıkları

bilmem tamamlanır mıydık bir başka yaşamakta

ben uyansam da ayışığından müjgan uyumakta


o şarkı söylese çalgıların korkup bıraktıklarından

büyülü tamburların kendi başlarına çaldıklarından

ulaşır hâfız post'a sesi yankılarla sonsuzlukta

ben uyansam da ayışığından müjgan uyumakta


4


akşam kılıçlar düşürdüğü ayın ışığından boğaz'da

müjgan mıdır bir uzak gülümsemek midir sazda

ferahnâk'ta iyimser kötümser çarçabuk hicâz'da

müjgan mıdır sevilmek yanlış anlaşılmak mı biraz da


üretir sessizliği erguvanlar düşler sevdayı tamamlar

suları yansıtır camlar cıvalı bir beyazda

müjgan mıdır yoksa sabahlamak mı hâfız'la şirâz'da

divanlardan gül çığlıkları horasanlı papağanlar

şehzâde çılgınlıkları o unutulmaz yazda


müjgan mıdır sevilmek yanlış anlaşılmak mı biraz da


SULTAN-I YEGÂH


şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının

başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın

nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın

gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının

başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın


yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda

bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda

eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda

ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da

başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın


bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak

çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak

su yasak rüzgar yasak açık kapılar yasak

belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak

başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın


ELDE VAR HÜZÜN


Söyleşir

Evvelce biz bu tenhalarda

Ziyade gülüşürdük

Pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha Kuşlarının

Ne meseller söylerdi mercan köz nargileler

Zamanlar değişti

Ayrılık girdi araya

Hicrana düştük bugün


Ah nerde gençliğimiz

Sahilde savruluşları başıboş dalgaların

Yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller

Elde var hüzün


O şehrâyin fakat çıkar mı akıldan

Çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması

Sırılsıklam âşık incesaz

Kadehlerin mehtaba kaldırılması

Adeta düğün

Hayat zamanda iz bırakmaz

Bir boşluğa düşersin bir boşluktan

Birikip yeniden sıçramak için

Elde var hüzün


PİA


ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın

ellerini bir tutsam ölsem

böyle uzak seslenmese

ben bir şehre geldiğim vakit

o başka bir şehre gitmese

otelleri bomboş bulmasam

içlenip buzlu bir kadeh gibi

buğulanıp buğulanıp durmasam

ne olur sabaha karşı rıhtımda

çocuklar pia'yı görseler

bana haber salsalar bilsem

içimi büsbütün yıldızlar basar

bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit

o başka bir şehre gitmese

singapur yolunda demeseler

bana bunu yapmasalar yorgunum

üstelik parasızım pasaportsuzum

ne olur sabaha karşı rıhtımda

seslendiğini duysam pia'nın

sırtında yoksul bir yağmurluk

çocuk gözleri büyük büyük

üşümüş ürpermiş soluk

ellerini tutabilsem pia'nın

ölsem eksiksiz ölürdüm.


BÖYLE BİR SEVMEK


ne kadınlar sevdim zaten yoktular  

yağmur giyerlerdi sonbaharla bir  

azıcık okşasam sanki çocuktular  

bıraksam korkudan gözleri sislenir  

ne kadınlar sevdim zaten yoktular  

böyle bir sevmek görülmemiştir  


hayır sanmayın ki beni unuttular  

hâlâ arasıra mektupları gelir  

gerçek değildiler birer umuttular  

eski bir şarkğ belki bir şiir  

ne kadınlar sevdim zaten yoktular  

böyle bir sevmek görülmemiştir  


yalnızlıklarımda elimden tuttular  

uzak fısıltıları içimi ürpertir  

sanki gökyüzünde bir buluttular  

nereye kayboldular şimdi kimbilir  

ne kadınlar sevdim zaten yoktular  

böyle bir sevmek görülmemiştir.


KIRMIZI PAZAR


Kız sen burda yeni misin peki leyla nerde

Hani çekirdek gözlüm örümcekten korkan

Kim ulan beni herkes tanır git patronuna sor

Elektrikçi ihsan dedin mi içkide üstüme yoktur


Leyla güzel kızdı ben böyle göz görmedim

Sen de güzelsin bak omuzların mesela

Biz elektrikçi kısmı karanlıkta güreşiriz

Ölüm tellerde ıslık çalar gözümüz pektir

Saçların kendinden mi sarı boyadın mı

Öyle örtülü bakma içimi karıştırıyorsun


Buranın tesisatını biz yaptık cahit'le beraber

Düğmeye şöyle dokun süt gibi aydınlık

Cahit askere gitti bak leyla da gitmiş

Geceleri uyku tutmuyor işin yoksa cigara iç

Yıldızlar boğazıma dizili inanmazsın

Dilsiz misin nesin bir şey söylesene

İstanbul'dan mı geldin yalnız mısın

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.