ASAF HALET ÇELEBİ

--------------------------------------------------------------------------------

     29 Aralık 1907’de İstanbul’da doğdu. 15 Ekim 1958’de yine İstanbul’da öldü. Dahiliye Nezareti memurlarından Mehmet Sait Halet Bey'in oğlu. Galatasaray Lisesi’nde 8 yıl eğitim gördü. Kısa bir süre Sanayi-i Nefise Mektebi’nde öğrenim gördü. Adliye Meslek Mektebi’nden mezun oldu. Üsküdar Adliyesi Ceza Mahkemesi zabıt katipliği yaptı. Osmanlı Bankası, Devlet Deniz Yolları İşletmesi'nde çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü kitaplığında görevliyken yaşamını yitirdi. Gençlik yıllarında divan edebiyatından etkilendi. Gazeller ve rubailer yazdı. 1937'den sonra serbest ölçü kullanmaya ve Batı şiirinin tekniklerine yönelmeye başladı. Şiirlerinde dinlerden, ideolojilerden, toplumsal olaylardan çok Anadolu-İran-Hindistan çizgisi üzerinde uzanan bir yaşamın görünümlerini sesler aracılığıyla dile getirdi.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

He (1942)

Lâmelif (1945)

Om Mani Padme Hum (1953, ölümünden sonra 1983)

ARAŞTIRMA:

Mevlâna (1940)

Molla Câmi (1940)

Eşrefoğlu Divanı (1944)

Naima (monografi, 1953)

Ömer Hayyam (1954)

Divan Şiirinde İstanbul (antoloji, 1953)

Çeşitli dergilerde yayınlanan düz yazılarıyla, Hint edebiyatı üzerine makalelerini de Semih Güngör, Asaf Halet Çelebi incelemesiyle birlikte yayınladı.



ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Asuri Şiiri

  • Çingenelerim

  • Gözlerim Kimi Gördüler

  • Adımlar

  • Mâra

  • Kunâla

  • Ayna

  • Biber


ASURİ ŞİİRİ


Gövdesinden kopmamış kelle

Yukarı bakıyor

Ağaçta düşüncesi var gibi


Gövdesinden kopmuş kelle

Hiç bir yere bakmıyor

Hiç bir düşüncesi yok gibi


Ağacın gövdesi var

Kellenin gövdesi yok

Sallanıyor yemiş gibi

Sarılmış ağaca

Saçlarından


Kesilmiş insan başı da oluyor

Kesilmiş manda başı olduğu gibi


Ağaçta düşüncesi olan

O yemişi ağaç vermedi

Sen taktın sonradan


Kelle avcısı

Kellenin pastırma eti

Yemiş değil yiyemezsin

Kellenin pıhtı kanı

Şarap değil içemezsin

Istırap kesilmemiş kellede olur

Kesilmişinde değil

Öç alamazsın  


ÇİNGENELERİM


deniz kenarına inen çingenelerim

sulara içmeden bakarlar

o sular tuzludur

balıklar içer


yeşil otların içine gömülen çingenelerim

otları yemezler

o otlar tatsızdır

katırlar yer


çiçekli şalvar seven çingenelerim

çiçeği sevmezler

kalem parmaklı çingenelerim

kalem tutmazlar

falıma bakarlar da

yüzüme bakmazlar

elime bakarlar da

ayağıma bakmazlar

paramı isterler de

beni istemezler


yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım

kibarım diye bana gönül vermezler


GÖZLERİM

KİMİ GÖRDÜLER


odalarda oturdum

odaları kapladım

sokaklara çıktım

sokakları doldurdum

görünen her şey ben oldum

ve her şey beni gören göz oldu

ve ben görünmez oldum


ADIMLAR


Bir adım attığım yerde

Ne vardı ki

Gitmemle kayboldu


Her adımımda

Sonsuz ben'leri koyuyorum

Boşluğa

Ve yine ben dolmuyorum


Geçip gittiğim yerlerden

İç içe

Öne

Ve arkaya bakan

Bir sürü

Ben

ler

Koymuşumdur

Eskileri çocuk

Şimdikiler ihtiyar


MÂRA


bilmemek bilmekten iyidir  

düşünmeden yaşayalım  

               mâra  

günü ve saatleri ne yapacaksın  

senelerin bile ehemmiyeti yoktur  

seni ne tanıdığım günleri hatırlarım  

               ne seneleri  

yalnız seni hatırlarım  

               ki benim gibi bir insansın  


tanımamak tanımaktan iyidir  

seni bir kere tanıdıktan sonra  

yaşamak acısını da tanıdım  

bu acıyı beraber tadalım  

               mâra  


başım omzunda iken sayıkladığıma bakma  

beni istediğin yere götür  

ikimiz de ne uykudayız  

               ne uyanık


KUNÂLA


vakit geldi kunâla

dünyayı göreli çok oldu

tam kırk yılda seni buldum kunâla

bu can tenden geçmeden

bu dünyadan göçmeden

bir kerecik sevmek çok değil


simsiyah saçların var kunâla

kemiklerine yapışık etlerin var

bir gün dökülecek

kunâla kuşu gibi gözlerin var

bir gün sönecek

kunâla

bu etlerin arkasında güzelliklerin var

benden başka kimse bilmeyecek


bu can içimde kuştur kunâla

seni görünce titrer

bu can gözümde mahabbettir kunâla

seni görünce yanar

bu can burnumda soluk olur kunâla

uçar gider


bu can benden geçmeden

bu dünyadan göçmeden

bir tek seni sevmek çok değil


AYNA


Aynadan bakan benim

Küçük gotamacık

Duvarlardan karşına çıkan

Aynalardan hayalini çalan

Mahabbet olup vücudunu saran

Küçük câriyen

Nigâr-i çîn

Nigâr-i çîn

Bin bir aynada oynar

Ayna ayna içindedir

Nigâr-i çîn

Nigâr-i çînin içinde

Ve zaman

Zamanın dışında


Uzat ellerini küçük gotamacık

Hayal hayal içinde

Dünya bir hayal dolabıdır

Aynalardan geçer

Küçük gotamacık

Çok sürmeden hayallerimiz

Aynaların arkasından geçer


Aynaya bakan benim

Hayal annemin oğlu

Bodhista gotama


Dünyada en güzel şey

Seni buldum

Artık hiç bir şey istemem

Küçük câriyem nigâr-i çîn

Uzat ellerini

Aynaların dışına çıkalım


BİBER


Sümüklüböcek yuvasına kaç

Akşamüstüdür

Şimdi kocakarı maşayla kovalar seni

Kıvılcımlar sıçrar

Ve ateşin üstündeki boru devrilir


Sümüklüböcek yuvasına kaç

Tuzluğun bir gözünde biber kokusu var

Hafız hanımın sesi bu kokuya benzer

Beni kurtar hafız hanım

Kıvılcımlar sıçradığı zaman

Kocakarı insanı kovalar

Akşamları

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.