ALİ PÜSKÜLLÜOĞLU

--------------------------------------------------------------------------------

     1935'te Adana-Kadirli’de doğdu. İlk ve orta okulu Kadirli’de okudu. Mersin Lisesi’nde sürdürdüğü öğrenimini, sağlığı nedeniyle yarıda bırakarak çeşitli işlerde çalıştı. Avukat yazmanlığı, gazetecilik, kitabevi yöneticiliği yaptı. Türk Dil Kurumu’nun Yayın ve Tanıtma Kolu’nda uzman olarak çalıştı. 1982'de emekli oldu. Emekliliğinden sonra İstanbul'a yerleşti. Radyo için çeşitli programlar hazırladı. İstanbul'da "Çevre" yayınevini kurdu. "Yusufçuk" adlı şiir dergisini çıkardı. Sözlükler ve ansiklopediler yayınladı. Türk edebiyatının çalışkan şairleri arasında. Ülkü Tamer, Turgut Uyar ve Edip Cansever şiirlerine benzer özellikler taşıyan ilk şiirleriyle İkinci Yeni şiirinin ölçülü, dengeli bir şairi olarak göründü. 1970 sonrasında tümüyle yeni bir şiire yöneldi. 1970 sonrasının toplumsal olgu ve olaylarını ele alan bu şiir, bir halk türküsü yalınlığı kazandı. Şiirlerinde yer yer Behçet Necatigil'in "kırık dize" yapısını da uyguladı.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Pembe Beyaz (1955)

Aydınlık içinde (1956)

Karanfilli Saksı (1958)

Uzun Atlar Denizi (1962)  

Sırtımızda Kızgın Güneş (1965)

Unutma Onları (1976)

Yaz ve Yağmur (1978)

Gül Sevgili Yurdum (1983)

Babadat (Toplu Şiirler, 1950-1997)

ÖDÜLLERİ

Gül Sevgili Yurdum ile 1983 Toprak Şiir Ödülü  Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü" ile


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Sanı

  • Kar Kar

  • Çobanıl

  • Eskidikçe

  • Baba

  • Şiirler

  • Orman

  • Yol Verin Dağlar

  • Anı

  • Artık Biliyorum


SANI


Gece benim ülkemdir sarışın kadınları olan

genelevleri büyük, çirkin dumanları çıkan göğe

en çok günaha benzer acı bir yeşil öyle -

ve saçlarını kesip kalçalarını daraltan

renkli bardaklar gibi kahkahanın kırdığı

sarışın kadınları olan arsız ve sokulgan -


ne zaman görsem kan ve ölüm gibi aklımda -


Kalır düşmanlığımla birlikte kesik bilekleri

şamdanlara benzeyen kocaman kollu bir adam -

korkuya benzer bir sevgi - şiire benzer bir bıçak -

en çok da karanlığa doğru yağmurdan

en çok da gececambazının tellerinde -

hep ülkemdir o hep bilir uyusam


ne zaman uyansam kan ve ölüm gibi aklımda -


KAR KAR


Yağar kar

Ayak izlerimize ve geceye

(En güzel beyazlıktır o, akşamları)

Kar yağar

Uzun, ince, çıplak bir kavağa

Ve ayak izlerine ikimizin.


Kar yağar

Şimdi soğuk hem yine soğuk

Yağar kar

Düşer ardımıza

Onun ölgün sessizliği

Yağar kar


Kar yağar

Yağar kar

Kar yağar hiç durmadan

Taaa kalbimize


Dünyanın bütün garlarına

Yağar kar şimdi!


Keskin bir çığlık gibi yağar kar

Kar yağar

Yağar kar

Kar yağar!


ÇOBANIL


Ey tarlakuşlarının titreşip durduğu masmavi geniş alan

Güz geldi mi çiylerle ıslanan kırlar

Ey kül renkli ve iyi niyetli gökyüzü

Bulutlarını yola çıkar

Ve kurşuni bir sessizliğe boğ toprağı

Yine de

Ve yalnızca

İpince

Bir yolda, uzak bir çavlanın sesiyle gürle


Bir adam soruyor bana: Ata binmeyi unutmadın ya


Bir dağ doruğu gibiydi, karlı

Ve çığ salacak

Sonsuz, diri fırtınalarla yüklü

Tepelerde, otların üstünde ilk kar

Ve sevdiğim şıvgacık fidan, yolun üstünde

Güz yeliyle savrulup duruyor

Ve toprağa

iyice

Yaslanıyor, dökülüyor yaprakları, güzle


Bir adam soruyor bana: Ata binmeyi unutmadın ya


Kim bilebilir, bir tek ağaç bile olmazsa

O eski, sonsuz ormanı? Sular

Oluklardan teknelere dökülse de

Atlar

Yeni bir koşu tuttursa da

kim durdurabilir düşleri, ey gece

Gözler

Açık olsa da


İşte yanıtım

Ey tarlakuşlarının titreşip durduğu masmavi geniş alan


ESKİDİKÇE


Güneşi karşılıyoruz mutlu çığlıklarla öperek

Dağı, ovayı

Yüzyılların uykusunu

Otu, börtü böceği

Bir kanat vuruşta uçan kartalı

Ağır akan ırmağı

Ağzında dünyayı taşıyan leyleği

Korkunç bir yalnızlık duyan karacayı


Yaşamak süsler eklemektir sonsuz gerçeğe

derin bir soluk almak gibi

Pencereden dışarı bakmak gibi gökyüzüne

Bir kırlangıç uçmak gibi

Kök salmak gibi toprağa

Ölümse, açılan bir eski zaman sandığı


Zaman diyorsun, bir çingene gibi karşıma çıkıyorsun o zaman

O zaman zaman kaçıyor

Kim tutabilir şimdiyi dünü eskiyi

Ölümlerden ölüm beğeni

Kırk katırı kırk satırı


Saçlarında güller, karanfiller, dünyanın en güzel kırları

Saçında gelincikler, sabah çiyi ve tarlakuşları

Çizmeli kedi

Yedi derya geçen şehzade

En güzel sırma tel

Sabahın yedisi ve ıssız göl

Ve güneşin hiçbir şeyi

Güvercinlerin çığlığı


Yüz çocuk ırmağa koşuyor

Bin çocuk daha

Ve yanıyor ayakları kumlarda

Tozda ve küllerde ve saçında

Anılar eskidikçe, insan yaşlandıkça

Kavağın gölgesi suya düştükçe

rüzgarın sesi ve sis, odaya dolar

Ve dağlar uzakta çok uzakta

Şimdi, şu sabah gibi güzel oldukça

Kırıldıkça kırağı


Uçuşunu görmek güvercinlerin gökte

Beni bir çocukluk anısı gibi duygulandırıyor

Görmüyor güneşi akşam ezanı köyde

Yalnız sular mı uykuya varacak dağlar kayalar mı şimdi


İşte çam çıraları da bitti

Haydi sen de var uykuya

Çöksün üstüne gecenin karanlığı


BABA


yalnızlığımdır hep bıçakların kestiği

akşam çayında galetalarla yenen

koyu atlar götürür terkisinde

ne kadar kaçkın varsa evden

uykumdur sokaklarda sürünür

ya da düşer bir kadının elinden


yorgunluğumdur daha çok aşk

gelip gider o şehrin gemilerinden

esmerdir akşamlarda babam

çok esmer güler resimlerden

o kadar yakın bilmediğim

ölüme çok uzak günlerinden


ellerimdir dalgınlığında hep

hep bardaklarda, sular dururken

sürahilerde - akşam vakitleri

aksam çayına gelmeyen

bir baba, aydınlıksız odalarda

çok esmer güler resimlerinden


ŞİİRLER


VEYSEL'E


İncedir acısı gelmez dile

Ne düşman, ne dost bilir, ne sevgi

Düştük yola erişmek'çin menzile

Gideriz gideriz görünmez sıla


ATEŞ


Yakar kavurur ne varsa

Şu canım yeryüzünde

Ama umudu ve düşünceyi

Yakamaz yine de


BİTMEYEN


Dün bugün yarın

Ey kendini saklayan hürmüz

Tanzimat meşrutiyet cumhuriyet

Nasıl bitsin türkümüz


TÜRKÜ


Doğrusu ya kardeşler

Şu ozanlara yazarlara

Ne bitmez tükenmez türküleri varmış

Söyleyip duruyorlar hâlâ


ORMAN


Sürgün bir kıral gibi girdim senin ormanına

kuşların çığlık çığlığa kaçıştığı

yellerin atları kamçılayıp durduğu soğuk ve üzüntülü.

Nerde onlar şimdi eskiden yaşarmış

Bir geldi mi gelirmiş aşk onlarla

Her yaprakta bir çiy bulunurmuş o zamanlar öyle derler

Şimdi bulunmaz o kaçışlar geyiklerde öyleymiş

Ben kıral değilmişim daha büyümemişti senin ormanın da belki

       şimdi uzak silâhları boşalttığım

       daha gelinmez karanlıkta orda derinde duran

       ucu ağulu kargılarla

       yaralar açtığım göğsünde orman.

 

Oralarda çok yorgun uzanır gibi senin insansız ormanına

ıslak ve serin, güneşin ulaşamadığı

ağaçlar bilmediğim adlarını boyuna konuşan benimle.

Kuytu serin köşelerin konuğu o sevgili tavşan

Sonsuz kaçışların içinde ürkek

Bir unutmuşluğu öyküleyen o yoğun ormanda

Kaçıp kalabalıklardan yüce insansızlığa doğru ve Tanrıya

Üstelik bir tüfek atımı yakın

Yasaklanmamıştır daha ucunda ölüm yoktur ormanın belki

       şimdi bir ağaca atımı bağladım

       bir avcıyım ben karanlıkları avlayan

       çok yabanıl aşklarla

       yaralar açtığım göğsünde orman.


YOL VERİN DAĞLAR


Siz ey ince ağıtlar

Menekşeler bademler

Yüzü çilli çocuklar

Merhaba size


Vay dağlar vay ovalar

Alnına sazlar düşen Fırat

Gelinim Dicle

Sağrısı kırk kıvrım Seyhan


Siz ey köyler mezralar

Mızrak boyu güneşler

Toprak damlar çift huğlar

Merhaba size


Hey deniz hey Ayvalık

Gül yüzlü Ören

Derebey Bafa

Bir türkü gibi gelin hadi


Siz ey taşlar topraklar

Güneşli tozlu yollar

Güvercinler kuzgunlar

Merhaba size


Arabam altımda eşkin

Ağzımda ıslığı aşkın

Yollar uzun dönemeçler keskin

Eğilin dağlar


ANI


Oğlumla kıra gitmiştim, küçücük adımlarıyla

çayırların üstünde koşmak istiyordu ve düşüyordu


Bir kurbağa

sıçrayıverdi önündü, hiç görmemişti, korktu


Bir ağaç vardı, tırmanmak istedi


Bir hendeği

atlamak istedi, bir taşı yerden sökmek


Koştu koştu koştu sonra

Yakalamak istiyordu bir serçeyi


Apartmanın üçüncü katında, elli santim var yok

daracık ama upuzun bir balkonda


Gökyüzünü, apartmanların çatılarını, uzaktaki

ağaçsız birkaç tepeyi

göre göre büyüyordu işte, kentli bir çocuk olarak


O gün kırda

çıldırdı sanki, ne yapacağını bilemiyordu

sevinçten


Önceki gün yağmur yağmıştı, patlamıştı bütün otlar

yuvarlanıp durdu

yemyeşil oldu üstü


Kahkahalarını görmeliydiniz, nasıl da

çığlıklar atıyordu


"Koş baba koş" diyordu, koşarken bir kelebeğin

incecik, renkli kanatları ardında


ARTIK BİLİYORUM


Biliyorum artık:

Kimi şiirler geç saatte yazılır

Kimi de bir kuş gibi

Gelir konar balkonumuza

Gündüzleyin.

Ama şu da var:

Bir kantar en çok kaç kilo tartar

Bir kurşun kaç kişiyi öldürür

Mamak'ta bir aile neyle geçinir?


Biliyorum artık:

Sular gece vakti sessiz akar.


Şu üç günlük dünyada

Neyin tadı kaldı, söyleyin?

Neden senin sevincin

Benim gülüşüm olmasın?

Duru bir gökyüzü gibi

Güzel ve aydınlık

Bir çocuğun anne diyen sesi,

Bir kadının sevgilim

ve benim yangılı sesim.


Biliyorum artık:

Ömrün saati her an çalar.


Aşkın alfabesi milattan önce

Yiğitliğin alfabesi

Her zaman korkmak.

Böyle demiş eskiler

Ya sen ne dersin

Hem aşık hem yiğitsen?

Irmaklara benzer coşkunluğunla

Kalabalık alanlarda

Ve sesin yankılanır dağlarda.


Biliyorum artık:

Her zaman başka eser rüzgar.


Bir dere boyu, kuytu bir orman

Yıkık damlarda, mağaralarda

Saklanan eski eşkıyalar gibi

Saklanacaksan,

Evini bir gül bahçesi

Oğlunu bi fidan

Şiirini bir silah

Dostluğunu bir kale gibi yapmayacaksan,

Uğurlar ola sana dostum.

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.