SABAHATTİN KUDRET AKSAL

--------------------------------------------------------------------------------

     25 Mart 1920’de İstanbul’da doğdu. 19 Nisan 1993’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1937'de Özel Işık Lisesi'nden mezun oldu. 1943'te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. 1943-1948 arasında İstanbul'da çeşitli liselerde felsefe dersleri verdi. 1940'da kısa bir süre iş müfettişliği yaptı. İstanbul Konservatuvarı Müdürlüğü, belediye yazı işleri müdürlüğü, belediye iktisat müfettişliği görevlerinde bulundu. 1961'de Şehir Tiyatrosu Müdürü oldu. Belediye Konservatuarı Estetik Ve Psikoloji öğretmenliğinden emekli oldu. İlk şiiri 1938’de Varlık dergisinde, ilk öyküsü 1940’ta Küllük dergisinde çıktı. İlk oyunu Evin Üstündeki Bulut 1948’de oynandı. 1940'lardaki yeni edebiyat hareketi içinde yer aldı. Günlük yaşamın, küçük ayrıntıların avareliklerin şairi oldu. Cahit Sıtkı Tarancı etkisiyle hece vezni ve uyak kullandığı ilk dönem şiirlerinden sonra Garip akımı ve Orhan Veli'ye yakınlaştı. 1976 sonrasında ise yalınlığı elden bırakmadan dilde derinlik arayışına başladı. Uyak tekrar şiirinin köşetaşı oldu.

       Bu dönemde Garip'ten de uzaklaşıp İkinci Yeni havasına girdi. Kendisine özgü bir biçimde insan-doğa ilişkisine felsefe düzleminde yaklaştı. Şiirlerinde kent insanlarının gündelik ilişkilerini, saçmalıklarını, çatışmaya varan tartışmalarını ele aldı. Öykü ve oyunlarında ise psikolojik öğeleri ve biçim arayışlarını öne çıkardı. Çeviriler ve sanat üzerine yazılar da yayınladı.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Şarkılı Kahve (1944)

Gün Işığı (1953)

Duru Gök (1958)

Bir Sabah Uyanmak

(1962, ilk iki kitabın birlikte basımı)

Elinle (1962)

Eşik (1970)

Çizgi (1976)

Şiirler (1979, toplu şiirler)

Zamanlar (1982)

Bir Zaman Düşü (1984)

Şiirler (1988, toplu şiirler)

Buluşma (1990)

Batık Kent

(1993,ölümünden sonra,son şiirleri)

OYUNLAR:

Evin Üstündeki Bulut (oynanışı:1948)

Şakacı (1952)

Bir Odada Üç Ayna (1956)

Tersine Dönen Şemsiye (1958)

Kahvede Şenlik Var (1966)

Kral Üşümesi (1970)

Bay Hiç - Sonsuzluk Kitabevi (1981)

Önemli Adam (1983)


ÖYKÜ:

Gazoz Ağacı (1954)

Yaralı Hayvan (1956, yeni öykülerle

birlikte toplu basım: 1983)

DENEME:

Geçmişle Gelecek (1978)

Ayrıca, Paul Éluard ve Charles Baudelaire’den şiirler çevirdi

ÖDÜLLERİ

1955 Sait Faik Faik Armağanı Gazoz Ağacı’yla (Haldun Taner ile paylaştı)

1957 Türk Dil Kurumu Ödülü Yaralı Hayvan ile

1965-1966 Ankara Sanatsevenler Derneği ödülü Kahvede Şenlik Var ile

1980 Yeditepe Şiir Ödülü Şiirler ile

1980 ve 1987 Avni Dilligil Tiyatro ödülleri

1985 ENKA Öykü Ödülü "Vav'lar" ile

1990 Sedat Simavi Ödülü

1990 Kültür Bakanlığı Tiyatro Onur Ödülü

1992 Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Sevda Demi

  • Biri Var

  • Başlamasaydı Bu Masal

  • Tomurcuk

  • Elinle

  • Anı

  • İkili

  • Eşik

  • Ne Tuhaf


SEVDA DEMİ


Sevdiğim bir kadın var

Çocukluk resmi cebimde

Bir sevda içindeyiz ki sormayın

Gündüz gece eli elimde

Gezdiğimiz yer park

Bazan sinema

Bir de bakıyorsun ev olmuş

Şu İstanbul baştanbaşa bizim

Böyle olur aşk dediğin

Şaşkına çevirir insanı bir bakıma

İş güç arkadaş

Ne varsa unutturur adama


BİRİ VAR


Biri var, durmadan beni arar,

Biri var, mevsimlerdir beklerim.


Biri var ki açmamış bir bahar,

Göklerimde yıldız, içimde sır.


Biri var ki bahtı bende yaşar,

Benim çiçeklerim açar onda.


Bende musiki, bende dünyalar,

Biri uzakların uzağında.


Havuza düşen memleketleri,

Biri var ki içimde sayıklar.


BAŞLAMASAYDI BU MASAL


Başlamasaydı bu masal

Kalbin ışıktan rüyası.

Solgun günler diyarında

Kaybolanların dünyası.


Başlamasaydı bu masal

Havuzda su, dallarda renk

Başlamasaydı içimde

Bahçeler dolusu ahenk.


Başlamasaydı bu masal

Oyun peri sarayında!

Çözülüyor ipi geminin

Yolculuk telâşı limanda!


Başlamasaydı bu masal

Ve hülyası kargaların?

Bitmiyen uzun uykusu

Kıyıda kadırgaların?


Başlamasaydı bu masal

Yazı görmesek de olur.

Sular aldı kayığımı.

Vakitsiz kesildi yağmur.


TOMURCUK


Vazgeçmededir aşkın güzelliği

Boy atarken alabildiğine gür

Düzlerde ırmaklar örneği yürür

Yeşerirken ak bademin çiçeği


Güzelliği vazgeçmededir aşkın

Dur kapısında bu masal ülkenin

Suyun ışığı kokusu yeşilin

Bırak bir deli tomurcukta kalsın


Aşkın güzelliği vazgeçmededir

Bilmediğin suların yaman dibi

Başında ilk yazın ağaçlar gibi

Bir gün daha beter büyür güçlenir.


ELİNLE


Seninle sabahların aydınlığı otların ışıyışı seninle

Sonsuzlukta arınmış ovada çığlıkları koşup giden atların

Kirimi pasımı suyu sabunu sol bir teknede yudun yıkadın

Aldın kaba doğayı düzenledin yeni baştan bir güzel elinle


Su kuşlarıyla allı pullu donanma fenerleriyle ardıçlarla

Bezedin düşsel gelinler örneği bir boydan öbür uca evreni

Adım atmak yeniydi seninle uyumak uyanmak solumak yeni

Mutlulukların çiçek açan denizi göz gördüğünce giden tarla


Kanat vurur başının üstünde döner durmadan bir mavi güvercin

Aydınlığında gecemin boy atan yabancıl bitkilerime azık

Yaşantımı sürdürme gücüm benim günüm geceme düşen ışık

Özgür dileğim kara ağaçlar değin köklü ölüm isteğim


ANI


Eski zaman rüzgârla girerdi odaya,

Güney rengi rüzgârla, bir tutam bulutla,

Yüz ikindilerinin esrik kokusuyla.

Gelir otururdu evi gibi, en eski

Evi gibi, geçmiş günlerin sedirinde,

Bir buğuydu usulca tüten çaydanlıkta.


Işıklarla oynar, tüyden hafif balonlar

Uçurur havada, yakalamak isterim

Birini, dokununca solar avucumda.

Bir yüzü düşünür, bir yüzü anımsarım,

Sonsuzluğa açılan pencereye dönük,

Nerde şimdi, hangi düşsel denizde yitik!


Ne zaman, nasıl bir imbikten çekilmiş,

Binbir gündüz ve binbir geceden toplanmış,

Ufak tefek kırıntı, tülbentler, bohçalar,

Lâvanta çiçekleri kutularda saklı,

Tadından ürperen minder, mangal ve kedi,

Ceviz sandık, bir zamanın resimleriydi.


Döner durur kuş gibi saçaklarda, vurur

Kendini oradan oraya, ağaçlara;

Düşer avlumuzun orta yerine sessiz,

Ölüsü eski zamanın, yaşamdan sıcak.

Kanım sanki, şimdi kalktığım yatak sanki,

Çocuk gökyüzüm benim uçurtmalardaki.


İKİLİ


Sevinin elinde su gibi ince,

Bir akşamdı mavi. Uzanıyorduk,

Serin yataklarında yanyana,

Geceyle gündüz arasında işlek,

Gidiş gelişine düşüncenin.


Bir kuyudan çekiyorduk yavaşça

Sonra hızlı, bir eski gökyüzünü,

Homeros'un uykusuz bilinci, çiğ

Aydınlık. Suları akan bir balık

Gibi çıkarıyorduk denizlerden.


Bir yağmur arasız yağardı, çamur

Basardı sokaklarımızı. Yasa,

Bir parıltıyı üretmek olmalı

Ondan. Altın damarını bulmak

Ve işlemek bir sıcak tezgâhta.


Yalnız ve kalabalık. Birdenbire,

Şaşmaz bir düzendi dağınıklık.

Bir avucumda bir kuş ötüyordu,

Avcısı gecenin, çığlık çığlığa,

Konuyordu onun, öbür avucuna.


EŞİK


Bir yaz günüydü bırakmışım arkamda

Yürüyordum sokaklar tozdu, yapılar

Boz bulanık bir su gibi akıyordu

Bir kadın çamaşırını asıyordu

Penceresinde yitirilmiş anılar

Burnumda çürümüş yemiş kokuları

Sokaklar yeniden yeniden sokaklar

Yer bitirir en güzel aydınlıkları

Geceyle gündüzün kavşak noktasında

Havada kanat vuran kuştu çirkin

Ve şaşkın baktım birdenbire karşımda

Olağanüstü eşiği güzelliğin.


NE TUHAF


Ne tuhaf ömrümün sonuna kadar

Kelimelerle yaşamam.

Ağaçtan çok ağaç sözünü

Denizden çok deniz sözünü

Sevmem.

Halbuki bir sabah erken uyanınca

Balkona çıkmak da güzel.

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.