CEZMİ ERSÖZ

--------------------------------------------------------------------------------

     1959'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde Siyaset ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yazın dünyasına edebiyat dergilerinde yayımlanan şiir ve eleştirileriyle girdi. Reklam ajanslarında metin yazarlığı ve gazetecilik yaptı. Cumhuriyet, Güneş, Özgür Gündem, Aydınlık gibi günlük gazetelerde yazıları ve röportajları yayınlandı. Ardından haftalık Deli dergisinde yazdı. Halen Leman dergisinin yazarları arasında. Daha çok yazılarıyla tanınıyor. "Sait Faik'in şiirindeki öykü tadlarını Cezmi Ersöz'ün şiirlerinde de buluyoruz. Ayakları yerde bir romantizm, varoluşu bir serüven gibi algılayışın çekiciliği, savruk görüşünüşüne karşın iç tutarlılığı olan, disiplinli bir anlatım bu şiirin başlıca özellikleri arasında sayılabilir... Ataol Behramoğlu."

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Şehirden bir Çocuk Sevdin Yine (1992)

Yok Karşılığı Yüzünün (1998)

DENEME-ELEŞTİRİ:

Ancak Bir Benzerim Öldürebilir Beni

Annelik Oyunu Bitti

Haritanın Yırtılan Yeri

Hayat Bir Emrin Var mı?

Hayallerini Yak Evini Isıt

Kafka Market

Kırk Yılda Bir Gibisin

Saçlarını Kardeş Kokusu

Son Yüzler

İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme

Bana Türkçe Bir Ekmek Ver


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Yok Karşılığı Yüzünün

  • Karanlık Kokulu Otlar

  • Artık Sokağa Çıkabilirsin

  • Yalnızlık Kurdu

  • Sakat Suvarinin Karısı

  • Hadi Bulun En Zayıf Yerimi


YOK KARŞILIĞI YÜZÜNÜN


Senin sana rağmen bir yüzün var

herkesin ilk aşkına benzeyen

beklemek kadar acı, anlamak kadar zor

nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi

yok karşılığı yüzünün


Senin sana rağmen bir yüzün var

herkesin ilk aşkına benzeyen

Yakınlaştıkça imkansız uçurumlar

nedensiz hayatların o büyük acısı gibi

yok karşılığı yüzünün


KARANLIK KOKULU OTLAR


Ölüm, sizin eve sığınan kimsesiz bir çocuktu

Sen ondan öğrendin kendine ne kadar uzakta olduğunu

Ölüm düşürdü seni ruhunun gurbetine

Ve büyük bir yalandan kurtardı

Bu yüzden hiç aldanmadın

hiç de mutlu olmadın...

Ölüm, ömrünün o yalan yarısını senden aldı

Aşka susamış öbür yarısını yakın uzaklıklara saldı

Ölüm yüzünden ne kimsenin kimsesi oldun

Ne de kimse senin gördüğünü gördü

Yaşayan tek yerin o ölü gözlerindi

Karanlık kokulu otlar bu yüzden

bir tek sana el salladı...


ARTIK SOKAĞA ÇIKABİLİRSİN


Evine çağırdın ilkyaz sevinçlerini

çocukluğuna

Yırtıldı gözlerin, içine hayat doldu

o karanlık ışık...

Yükün yok

artık her sabah hoyrat bir özgürlük uyandırıyor seni...


Kalbinde herşey eşitlendi

Haz ve sıkıntı

Boşluk ve güven

Hasret ve ölüm

Gözlerine hastalıklı bir güzellik geldi


Şimdi acı çeken yanınla bile alay ediyorsun...


Kalbine çağırdın herkesi

Kendini bile

Artık sokağa çıkabilirsin

Ömründen düştün kendini



YALNIZLIK KURDU


Simdi sen gideceksin, git

Güzelliğini, ulaşılmazlığını al ve git

Bırak beni eski kışımda

Yarınımı götür

Gençliğin o yara almaz bencilliğine git

İçinde gitgide büyüyen o yalnızlık kurdunu

Güzelliğine dadanan o hastalıklı hüznünü

Bırak ve git...

Kibirli arzularına, altın gölgedeki kusursuz yüzüne

Yillar sonra yaşayacağın

Unutuluşları, o acımasız kışları bırak ve git...


SAKAT SÜVARİNİN KARISI


Meğer çoktan dökülmüş  

aynalardan sırlar,  

çoktan yayılmış kanser kokusu

apartman

boşluklarına  

ve karanlık pencerelerde  

eski bir çığlık gibi yaşıyormuş  

kadınlar...

Yoksa der miydim anneme

küstah bir

şaşkınlıkla,  

bırak artık bu beklemeleri, diye  

çünkü güzel günler geride kaldı

beklenen o güzel günler  

O da biliyordu oysa  

bahtsız kadınlar kabilesinde

ölümün

sıradan günlere paylaştırıldığını,  

felaketlerin basit sezgilerle farkedilip  

yürek ağrılarını dindirdiğini.  

Nitekim vazgeçmişti artık  

ipekli kumaşlar dikip  

sakat süvariyi beklemekten...  

Konuştuk uzun uzun  

- balolar, danslar, şenlikler ve  

Cumhuriyet...  

Sonra başını açmasını  

söyledim ona

durdu... düşündü...  

ve karanlık anlamları

bırakarak ardından

incecik bir yalnızlık gibi

sokaklara çıktı

hatırladı kendini... ürperdi...  

Akşamdı... Bizim gibi adamlar

haber verdi

ölüsünün Mercan Karakolu'nda  

bekletildiğini.  

Başörtüsünü  

ve amelelere Harb-i Umumiyi

anlatan

sakat süvariyi kahveden aldım.  

Ne babamın polislere anlattığı  

dokunaklı anılar,  

ne de kirli deniz kokan  

saçları tanık

oldu ölümüne...  

Onun ölümü ne kanser,

ne kocası,

ne komşular...  

Ölümü, elimde buruşturduğum  

bu başörtü

bu baş... bu örtü...  

bu baş... bu örtü...  

bu baş... bu örtü...


HADİ BULUN EN ZAYIF YERİMİ


Sevim'e


İnsan kendisini merak etmeli;

hem de ölümüne merak etmeli.

Gün bitti işte...

Kim farkında bunun senden

                       başka...

Herkes bu yenilgiyi nasıl da

                       rahat kabulleniyor...


Vaatlerini tutmadı gün.

Kimse kendisini merak etmedi.

Sabırsızlığın bundan;

               bundan çocuksu hasretin...

Kabullenince herkes yaşamını

sen ortaya kendini koydun...

ve bütün suçlarını üzerine

                       aldın sonra


Bundan işte

bu çocuksu hasretin

Ve ölümcül bir rulet oynadın

                       insanlarla

hadi dedin, hadi bulun

                        en zayıf yerimi...


Ve diktin gözlerini gözlerine

                       kastın bedenini

                       yükselttin omuzlarını

Öylece kaldın...

Baktılar sana... Baktılar...

Ama yüreğini bir türlü

                           göremediler.

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.