BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU

--------------------------------------------------------------------------------

     1911'de Trabzon Görele'de doğdu. 21 Eylül 1975 Pazar günü İstanbul’da yaşamını yitirdi. Türkiye'nin en usta ressamlarından. Trabzon Lisesi’ni bitirdi. Lise yıllarında öğretmeni Zeki Kocamemi'nin ilgisiyle resme yöneldi. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdi. Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'dan ders aldı. 1931’de diplomasını almadan okulu bırakıp Fransa’ya gitti. Djon ve Lyon'da özel atölyelerde çalıştı. Ardından Paris'e geçti. 1933’te İngiltere’ye gitti, aynı yıl yurda döndü. 1934'te yaptığı 30 resimle yurtiçi ve dışında sergilere katıldı. 1936’da Güzel Sanatlar Akademisi’nden diplomasını birincilikle aldı. Aynı yıl akademinin resim bölümünde Leopold Levy'nin asistanı oldu. Ses Dergisi'nde sanat ve estetik konusunda düzenli yazılar yazdı. Şiire lise yıllarında başladı. İlk şiirleri 1932'den sonra Varlık, Yeditepe, Ses, İnsan gibi dergilerde yayınlandı. İlk şiir kitabı "Yaradana Mektuplar" 1941'de basıldı. Şiirlerinde de resimlerinde olduğu gibi halk edebiyatının zengin motiflerinden esinlendi, yararlandı. Yalın bir dille, içten lirik şiirler yazdı.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Karadut 1948

Tuz 1952

Üçü Birden 1953

Dördü Birden 1956

Karadut 69 (1969)

Dol Karabakır Dol (bütün şiirleri 1974)

GEZİ:

Canım Anadolu (1953)

Tezek (1975)

Delifişek (1975)

MONOGRAFİ:

Nazmi Ziya (1937)


DENEME:

Yaşadım (1977 ölümünden sonra)

Resme Başlarken (1977 ölümünden sonra)


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Karadut

  • Zindanı Taştan Oyarlar

  • Sitem

  • Karasevda

  • Paramparça

  • Türküler Dolusu

  • Yıkansın Gözlerim Yıkansın

  • Taze Taze

  • Karınca

  • Soyun Piloğlu Piloğlu

  • Telgrafın Tellerini

  • Üç Dil  

  • Sevinsin

  • İstida

  • Ben Senin Hayranınam

  • Sabah

  • Yar Yüreğin Yar

  • Sevgi Üstüne


KARADUT


Karadutum, çatal karam, çingenem

Nar tanem, nur tanem, bir tanem

Ağaç isem dalımsın salkım saçak

Petek isem balımsın oğulum

Günahımsın, vebalimsin


Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan

Yoluna bir can koyduğum

Gökte ararken yerde bulduğum

Karadutum, çatal karam, çingenem

Daha nem olacaktın bir tanem

Gülen ayvam, ağlayan narımsın

Kadınım, kısrağım, karımsın


II


Sigara paketlerine resmini çizdiğim

Körpe fidanlara adını yazdığım

Karam, karam

Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam

Sıla kokar, arzu tüter

Ilgıt ılgıt buram buram.

Ben beyzade, kişizade,

Her türlü dertten topyekün azade

Hani şu ekmeği elden suyu gölden.

Durup dururken yorulan

Kibrit çopü gibi kırılan

Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan

Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan

Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum


Netmiş, neylemiş, nolmuşum

Cömert ırmaklar gibi gürül gürül

Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.

Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum


Karam, karam

Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam

Sensiz bana canım dünya haram olsun



ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR


Sılanın ufak tefek yolları

Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri

Tepeden tırnağa şiir gülleri

Yiğidim aslanım aman burda yatıyor


Bugün efkarlıyım açmasın güller

Yiğidimden kötü haber verirler

Demirden döşeği taştan sedirler

Yatak diken diken yastık batıyor

Yiğidim aslanım aman burda yatıyor


Bir şubat gecesi tutuldu dilin

Silaha bıçağa varmadı elin

Ne ana ne baba ne kız ne gelin

Yiğidim aslanım aman burda yatıyor


Ne bir haram yedin ne bir cana kıydın

Ekmek kadar temiz su gibi aydın

Hiç kimse duymadan hükümler giydin

Yiğidim aslanım aman burda yatıyor

Döşek melül mahzun yastık batıyor


Mezar arasında harman olur mu

Onüç yıl hapiste derman kalır mı

Azrail aç susuz canın alır mı

Yiğidim aslanım aman burda yatıyor

Döşek melül mahzun yastık batıyor


Zindanı taştan oyarlar

İçine bir yiğit koyarlar

Sağa döner böğrü taşa gelir

Sola döner çırılçıplak demir

Çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir

Döşek melül mahzun yastık batıyor

Yiğidim aslanım aman burda yatıyor


Dilimde dilimi bulduğum, gücüne kurban olduğum

Anam babam gibi övdüğüm

Dayan aslan ustam yiğidim dayan

Dayan hey gözünü sevdiğim

Bügün efkarlıyım açmasın güller

Yiğidimden kötü haber verirler


Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun

Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün

Şiirin gökyüzü gibi herkesin

Sen Kızılırmak'çasına bizimsin

En büyük demircisi dilimizin

Canımız ciğerimizsin


Bugün burdaysa şiirin yarın Çin'dedir

Bütün hışmıyla dilimiz

Kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir


Bugün burdaysa şiirin yarın Çin'dedir

Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla

Bir yanı nur içinde tertemiz

Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir


Bugün burdaysa şiirin yarın Çin'dedir

Bütün hışmıyla dilimiz

Kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir


SİTEM


Önde zeytin ağaçları arkasında yâr

           Sene 1946

           Mevsim

           Sonbahar

Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim

           Dalları neyleyim.

Yâr yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.


Yâr yâr!.. Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar

Değirmen misali döner başım

Sevda değil bu bir hışım

Gel gör beni darmadağın

Tel tel çözülüp kalmışım.

Yâr yâr

Canımın çekirdeğinde diken

Gözümün bebeğinde sitem var


KARASEVDA


...ve nihayet gelip çattı

Bir dilimi zehir zıkkım

Bir dilimi candan tatlı

Masallarla indi yere

Sebil oldu cümle hikayelere

Kara kara kazanlarda kaynadı

Diyar diyar al kanlara boyandı

Türkülerde ateş alev yandı tutuştu

Gördes kiliminde nakış

Minyatür bahçelerinde suret kesildi

Ve nihayet gelip çattı

Elveda belirsiz bedava sevinç

Uçan kuşa eşe dosta elveda

Bütün haşmetiyle gelip çattı

Bir dilimi zehir zıkkım

Bir dilimi candan tatlı


PARAMPARÇA


Ağaç bütün

Işık bütün

Meyve bütün

Benim dünyam paramparça


Büyük bir ayna kırılmış

Kırılıp yere dökülmüş

Kainat içine düşmüş

Düşmüş amma paramparça


Yaprak yaprak yapıştırdım

Diyar diyar dolaştırdım

Bir alevdir tutuşturdum

Yandım amma paramparça


TÜRKÜLER DOLUSU


Kirazın derisinin altında kiraz

Narın içinde nar

Benim yüreğimde boylu boyunca

Memleketim var

Canıma ciğerime dek işlemiş

Canıma ciğerime

Sapına kadar.

Elma dalından uzağa düşmez

Ne yana gitsem nafile.

Memleketin hali gözümden gitmez

Binbir yerimden bağlanmışım

Bundan ötesine aklım ermez.


Yerliyim yerli olmasına

ilmik ilmik, damar damar

Yerliyim.

Bir dilim Trabzon peyniri

Bir avuç tiftik

Bir çimdik çavdar

Bir tutam şile bezi gibi

Dişimden tırnağıma kadar

Ressamım.

Yurdumun taşından toprağından sürüp gelir nakışlarım

     Taşıma toprağıma toz konduranın

     Alnını karışlarım.

     Şairim şair olmasına

     Canım kurban şiirin gerçeğine hasına

     içerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum

     Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter

     Eğri büğrü, kör topal kabulüm

     Şairim

     Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası

     Ayak seslerinden tanırım

     Ne zaman bir köy türküsü duysam

     Şairliğimden utanırım

     Şairim

     Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum

     Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim

     Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.


     Hey hey, yine de hey hey

     Salınsın türküler bir uçtan bir uca

     Evelallah hepsinde varım

     Onlar kadar sahici

     Onlar kadar gerçek

     insancasına, erkekçesine

     "Bana bir bardak su" dercesine

     Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.


     Ah bu türküler

     Türkülerimiz

     Ana sütü gibi candan

     Ana sütü gibi temiz

     Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla

     Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.

     Ah bu türküler,

     Köy türküleri

     Dilimizin tuzu biberi

     Memleket ahvalini onlardan sor

     Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i

     Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni...

     Ben türkülerden aldım haberi.


     Ah bu türküler, köy türküleri

     Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak

     Hilesiz hurdasız, çırılçıplak

     Dişisi dişi, erkeği erkek

     Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara

     Bıçağı bıcak.

     Ah bu türküler, köy türküleri

     Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi

     Kiminin reyhasından geçilmez

     Kimi zehir, kimi zemberek gibi.


     Ah bu türküler, köy türküleri

     Olgun bir karpuz gibi yarılır içim

     Kan damlar ucundan, mürekkep değil

     işte söz, işte ses, işte biçim:

     "Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar"

     iliklerine kadar işlemiş sızı

     Artık iflah olmaz kavak ağacı

     Bu türkünün yüreğinde sancı var.


Ah bu türküler, köy türküleri

Ne düzeni belli, ne yazanı

Altlarında imza yok ama

içlerinde yürek var

Cennet misali sevişen

Cehennemler gibi dövüşen

Bir çocuk gibi gülüp

Mağaralar gibi inleyen

Nasıl unutur nasıl

Ömründe bir kez olsun

Halk türküsü dinleyen...


YIKANSIN GÖZLERİM YIKANSIN


Soyunsun gözlerimin cilasında

İçersinden aydınlanmış tarlalar

Soyunsun beyazlığı içlerinden gelen evler

Soyunsun utancını arzular

Yıkansın gözlerim yıkansın

 

Soyunsun gözlerimin cilasında

Gelmiş, gelecak bütün kızlar,

Soyunsun hafızanın insan gözü değmemiş yerinde

Sineler, buseler, arzular

Ve bütün bir ömür

Lâhzada harcansın

Yıkansın gözlerim yıkansın


TAZE TAZE


Dondurma kutusu üstünde

Üç kırmızı çiçek

Canımın içi kadar sıcak

Dilediğim kadar kırmızı

Özlediğim kadar gerçek.


Dondurma kutusu üstünde yaz gelmiş meğer

Neler getirdi kim bilir neler

Neler götürecek


KARINCA


ulan karınca

46'ncı kata nasıl çıktın

merdivenle mi

asansöre mi bindin?


ulan insan

kendini beğenmiş şaşkın

demek senin yaptığını

yapabildiğime şaştın

bahse girer misin her işte

karıncadan üstün olduğuna?


insan oğlu güldü

sonra 46'ncı katın

pencerelerinden birini açtılar

ikisi birden atladılar


insancık torba kağıdı gibi

patlayıverdi kaldırımda kan revan

karıncaya gelince acelesi yoktu

o daha 42'nci katın önündeydi.


SOYUN PİLOĞLU PİLOĞLU


gayri dağarcıkta balımız kalmadı

tükendi tadımız tuzumuz

uçup gitmiyor sözümüz

utan Piloğlu Piloğlu


ışıkları söndürmeğe başladılar

sepet havası bu

düğün dağılıyor dernek tamam

davran Piloğlu Piloğlu


meydan geniş yüreğin dar

daha bir atımlık barutun var

şöyle yaradana sığın

patlat Piloğlu Piloğlu


Allah büyük sandal küçük

ahrete götürmektense

üstünde başında ne varsa

ağır ağır tatlı tatlı

soyun Piloğlu Piloğlu


böyle kurulmuş bu düzen

böyle oynanır bu oyun

şöyle elalem önünde

soyun Piloğlu Piloğlu


ama edebinle soyun

önce şapkanı çıkar sonra donunu

kimsecikler kestirmesin sonunu

meraktan çatlasınlar biraz

kimi kocayemişi çıkacak sansın

kimi çitlenbik, kimi muz

umurunda mı kimsenin

aynı çamurdan yoğrulduğumuz

kimi kurt sansın seni, kimi kuzu

soyunurken herkes unutsun

topyekün insan olduğumuzu

oyunun püf noktası bu

oyun olmasına oyun

soyun Piloğlu Piloğlu


edebinle soyunabilmen için

çok iyi giyinmen şart

yüzlerce kıyafet üstüste

yüzlerce kişilik kat kat

seyirci hazretlerini oyalamak lazım

üstünde hakim cübbesi mesela

altında mülazım

daha sonra aşçı önlüğü

sonra deli gömleği

şoför kondüktör falan filan

kulak kirişte

yürek kirişte

bu böyle işte

tempoyu kaçırmadan

ağır ağır tatlı tatlı

soyun Piloğlu Piloğlu


TELGRAFIN TELLERİNİ


telgrafın tellerini arşınlamalı

yâr üstüne yâr seveni kurşunlamalı

tam beş defa

kurşuna dizildi Mernuş

ya kurşunu sıkan yâr değildi

ya kurşun kurşun değildi

ya Mernuş Mernuş değildi


ÜÇ DİL


En azından üç dil bileceksin  

En azından üç dilde  

Ana avrat dümdüz gideceksin  

En azından üç dil bileceksin  

En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin  

En azından üç dil  

Birisi ana dilin  

Elin ayağın kadar senin  

Ana sütü gibi tatlı  

Ana sütü gibi bedava  

Nenniler, masallar, küfürler de caba  

Ötekiler yedi kat yabancı  

Her kelime arslan ağzında  

Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla  

Kök sökercesine söküp çıkartacaksın  

Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek  

Her kelimede bir kat daha artacaksın  


En azından üç dil bileceksin  

En azından üç dilde  

Canımın içi demesini  

Kırmızı gülün alı var demesini  

Nerden ince ise ordan kopsun demesini  

Atın ölümü arpadan olsun demesini  

Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini  

İnsanın insanı sömürmesi  

Rezilliğin dik alası demesini  

Ne demesi be  

Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin  


En azından üç dil bileceksin  

En azından üç dilde  

Ana avrat dümdüz gideceksin  

En azından üç dil  

Çünkü sen ne tarih ne coğrafya  

Ne şu ne busun  

Oğlum Mernuş  

Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun


SEVİNSİN


Aldık nasibimizi hüzünden

İşte geldik gidiyoruz sevinsin

Halbuki ne güzel başlamıştı hikaye

Şerbet gibi bir gök üstümüzde.

Ve bütün lezzetleriyle toprak

Gözümüzde nur, dizimizde takat

On parmağımızda on hüner vardı

Biz onun sevgili kulları.

Dünyasını abad eyledik

Bir can verdi bize bin alır

Gideriz gözümüz arkada kalır

Sevinsin.

Açın kapıları açın

Gidin haber verin meleklere

Can çekişip durmasın beyhude yere

Elbet bir tutam ot biter üstümüzde

Mezara göre ayağını uzatır ölülerimiz.


İSTİDA


Yarab... İnsanoğullarından çektiğim yeter

Gökyüzünden benim hisseme düşeni ver

Altına dilediğim gibi ömrümü sereyim

Mendil kadar olsun tarlamı ayır

Beni doyuracak ağacı göster.


Rabbim... İnsanoğullarından çektiğim yeter

Yalnız senin ellerin gezinsin ömrümde

Beni yalnız sen mahkum eyle, sen azat

Ve yalnız sen canımı iste benden ki

Nereye saklayacağımı şaşırmadan vereyim.



BEN SENİN HAYRANINAM


Işık gibi südün

İnsan gibi dölün

İsa gibi kulun

Kur'a gibi dilin var

Ben senin hayranınam.


Bahçelerin var nur içinde

Horoz sesi değmemiş göklerin var

Benim içimde, kat kat.

Cennetinden bahar taşır

İki gözüm iki sepet

Ben senin hayranınam.


Bu can âzat.

Beni cennet kapısında gözet

Senden bana kalan dünya

Benden sana kalan ahret

Ben senin hayranınam.


SABAH


Dizin dizimde

Gözün gözümde

Tadın dilimde gökyüzü şeker gibi

Unutmak

Unutmak

Unutmak

Yağdan kıl çeker gibi


       Ne güç sıyrılıp çıkmak uykulardan

       Ömrü koptuğu yerden bağlayabilmek ne güç

       Ne güç varabilmek birdenbire

       Günün, güneşin lezzetine

       Karanlık bulaşıyor insanın etine

       Ve rüyalar tütüyor hâlâ sinsi sinsi

       İçimizde bir yerde.


Uçmalı bulutlar uçmalı

Eş dost farkına varmadan

Bu canım dünyadan nasıl göçmeli?


YAR YÜREĞİN YAR


Elmayı ikiye böldüler

İçinden kurt çıktığın gördüler

Ağacı lime lime dildiler

Böceğin halinden bildiler.

Feman padişahınsa dağlar bizimdir denildi

Dağların bağrı deşildi

Çözüldü mevsimlerin sırrı yaprak yaprak

Yedi kat yerin dibinden haber getirdi

Gözünü sevdiğim tohum, gözünü sevdiğim toprak.

Kılı kırka yardılar oğul

Suyun sudan gizlisi kalmadı

Buğdayın macerası meydanda

Yıldızların sırrı aşikar oldu

Arı gözümüzün önünde sızdı balını

Karanfil alevini

Kırlangıcın alın yazısı

Penceremizin önünde yazıldı.


Bir sensin gizlenen oğul

Ağlarsın gizli gizli

Seversin gizli gizli

Ölürsün gizli gizli

Çatlarsın arzudan, iştihadan

Yer yarılır yere geçersin

Söyleyemezsin.

Yar yar yüreğin yar, vakit tamamdır

Neler aldın dünyamızdan bunca zamandır.

Yar yüreğin yar, gör ki neler var

Belki seyyar kuşların ömrü kadar sade aydınlık

Belki vişne çiçekleri kadar beyaz ılık

Belki de çürümüş yılanlar kadar murdar

Belki mahzende yıllanmış şarap kadar lezzetli

Bir aşktır fışkırıp çıkacak.

Ne çıkarsa bahtımıza.

Yar yüreğin yar bölüşelim

Beraber ağlayalım dertleşelim

Yar yüreğin yar, yarmaya değer

Bir insan tanımak oğul, bir cihan tanımaya bedel.



SEVGİ ÜSTÜNE


Bütün kitapları yakmalı

Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır

Kitaplara göre insan

Karanlıkta yüzüne bin mumluk lamba tutulmuş

Gözleri, yüreği kamaşmış insandır

Aptaldır, hastadır, kahramandır

Bütün kitapları yakmalı

Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.

İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler

Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar

Bir tek meyve veren dalı keserler

İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı

Esti mi rüzgar bir değil milyonlar için esmeli

Bir tek meyve veren dalı kesmeli

İnsan dediğin derya misali

Üstünde milyonlarca dalga

İçinde kıyametler kopmalı

İnsan dediğin derya misali

Uçsuz bucaksız olmalı.


Gel çıkalım sevgilim gel

Gel kurtulalım birler hanesinden

Çekelim gidelim bir uçtan uca

Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar

Sevelim sevelim sevelim

Sevebileceğimiz kadar.


Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.