AKGÜN AKOVA

--------------------------------------------------------------------------------

     1962'de Sakarya Akyazı’da doğdu. Lise öğrenimini Gebze’de, üniversite eğitimini Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nü bitirdi. İlk şiiri 1984'te Milliyet Sanat Dergisi’nde yayınlandı. Ardından peşpeşe şiir kitapları geldi. Bazı şiirleri İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca ve Boşnakça’ya çevrildi. Ataol Behramoğlu, onun şiiri için, "1980’li yıllara özgü külhani bir edanın özgün, başarılı sentezi. Neredeyse her dizeden taşan dizginsiz bir yaşama sevinci, gençlik ve enerji dolu şiirler" değerlendirmesini yapıyor.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Sansüttürme Şair Abüüü (1991)

Pepetye (1992)

Baba Bana Bağırma (1994)

Aşk ve Kuyrukluyıldız (1997)

Seçme Şiirler (1998)

DENEME:

Güzel Atlar Ülkesi (1996)

Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü(1997)

Elimi Tut Yeter (1998)

ÖDÜLLERİ:

1998 Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü, "Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü" ile


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Barış Nedir Sevgilim

  • Güvercinli Güvercinli

  • Yalnızca Kanatlarına Güven

  • Ağzında Girit Yasemini

  • Saçıma Dokunma

  • Kanat Terzisi

  • Bak Fena Olur


BARIŞ NEDİR SEVGİLİM


barış nedir sevgilim

biliyor musun

bir köprü müdür üstüne gölgeler düşünce çöken

halka açılamadan batan bir şirket

iki savaş arasında verilen çay molası mıdır barış

yoksa

hurdacıya söylediği son sözler mi

bisikleti vurulan bir çocuğun

söyle sevgilim

Einstein'ın Roosevelt'e yazdığı mektup mudur barış

Lozan'dan gelen telefon mu Mustafa Kemal'e

çöplerini bilimin süpürdüğü bir sokak mıdır barış yoksa

söyle sevgilim

de ki

tünediği balkon uçuruma düşen yavru bir kuştur barış

saatçiyi hapse attıkları için kurulamayan bir meydan saati

ayağımızdaki paslı çiviyi bacağımızı keserek çıkaran bir melek

de ki

aptalların türküsü

oyuna getirilenlerin ülküsüdür barış

dişleri sökülmüş Asya kaplanıdır kapitalizmin sirkinde

de ki sevgilim

içine bayat pil konmuş el feneridir barış

fosforlu izleridir bayrakların üzerinde gezen salyangozların

barış düşsel beyaz buluttur bir kaleye çarpıp dağılan

kör bir toplumun tehdit dolu yazılarla kirlettiği bir defterdir

barış

kendinde bulamayıp başkalarında aradığıdır insanın

barış

halkının üzerine devrilen bir devlettir zor dönemeçlerde

açılmadığı için posta kutusunda ölen bir mektuptur barış

patlayıp seyircileri öldüren bir futbol topudur son dakikada

bunların hiçbiri

hiçbiri değilse barış

söyle sevgilim

savaşın düş kurduğu yerlerde

hangi yüzsüzün uydurduğu bir sözcüktür

şu dillerden düşmeyen barış


GÜVERCİNLİ GÜVERCİNLİ


çiçekçilere soruyorum, kupa papazlarına, kumrulara

eğrelti otlarına

kimya kitaplarına

karpuz satıcılarına soruyorum balkondan bağırarak

bilmemek ayıp değil ki öğrenmemek ayıp

ama sevdamızın her şeyden bir fazla oluşuna kimsenin aklı ermiyor

okul kırmış çocuklardan bir fazla uçarı

Adem'le Havva'dan bir fazla çıplak

gerçi esmeriz ya, Marilyn Monroe'dan bir fazla sarışın

bir fazla İstanbul efendisi yaşlanmış çınarlardan

İstanbul dedim de aklıma orda olduğun geldi

karı muhabbetlerinde mi her allahın günü

carıl curul mu yine tatlı kaçık İstanbul

ne halt edersen et en çok sedef bakışını arıyorum senden ayrıyken

en çokdan da çok da dünyaya meydan okuyan gülüşünü

şiirim diyorum ona, bu sözü bir fazla hak ediyor bütün şiirlerimden

yaban gülüm diyorum

çılgınlığım

vazgeçemediğim

birden güvercinli güvercinli gülüyorum

bak

sevdamıza bir numara dar geliyor sanki yeryüzü


YALNIZCA KANATLARINA GÜVEN


aşkımız bir gün uçup giderse aramızdan sevgilim

sırt çantalı bir duman gibi

bir melekle çarpışan kelebeğin kanadından dökülen toz

bir çağlayanda sürüklenen bir dal parçası gibi

istemediğimiz yerlere giderse aşkımız

sevgilim

yalnızca kanatlarına güven

kendi yarattığımız boşluğun ucunda

sıkı sıkı tuttuğumuz bir kapı koludur yaşam

ve aşk, en derin kuyumuza düşen keman

yürüdüğümüz yollar daralırken

çökerken altımızdaki merdivenler

sevgilim

yalnızca kanatlarına güven

sevdalılar bilir

bir kuş yağmurudur ilkbahar

sevmeyi beceremeyenlerin koyduğu yasaklar

çözülüp gider çocuk gölgelerinde yazın

ve ağzımızın içinde dağılır aşk

sapsarı bir şeker gibi erirken sonbahar

bitmeyen bir kıştan söz açılırsa sevgilim

sevgilim

yalnızca kanatlarına güven

elimi uzattığımda sana gemileri göstermek için

dümende kan kokusuyla bayılmış bir kaptan

ateşin yüreğine sürüklenen bir ülke ufukta

ve çekirge sürüleri yolcu bavullarından çıkan

sevgilim

dökülürken tüyleri

savaş uçaklarına çarpan güvercinlerin

her gün değişen atlasların içinde tara saçlarını

ve yalnızca kanatlarına güven

götürürlerse bir gün beni ellerim iplerle bağlı

şiirlerimin bilmediği yerlere ve hiç kimsenin

alnımdan fırlayacak göçmen bir kuş gibi dur

dünyanın paslanmış sırtında

ve bensizliğe havalanırken

korkma sevgilim

sevgilim

yalnızca kanatlarına güven


AĞZINDA GİRİT YASEMİNİ


senin ülkende cüceler vardı boyları hüzünden kısalan

donmuş gözyaşları

kurumuş otlar

ve adını anımsamadığım bir sürü hüzünlü şey vardı

hüzün programlanmıştı bilgisayarlara bile

babanın bir beyin cerrahının tamir çantası olduğu

söylentisine gelince

bence kuru iftira

ama yukarılık kompleksini kimden kaptığı bilinmiyor

annense bir şişenin içinde batık gemileri

bekleyip durmuş yıllarca

kiralık kardanadamlarla çıkmış küf rengi yolculuklara

ve kadınlar hamamında ayyaş bir ayı gibi bayıldığı gün

seni doğurmuş hiç yokken sen hesapta

a benim caretta carettam

a benim yürek vuruğum

buna da şükür

çünkü

bir yılkı atı gibi

bırakmışlar seni çocuk çocuk suluboya çıkmaz sokakta

keyiflerine bakmışlar gelsin eğlence gitsin ça ça ça

sen küçücükmüşsün

insanlara bakmışsın bakmışsın her yan sönük yıldızlar ormanı

bir şeyleri sevmek istemişsin alışırken dünyaya

dişlerini göstermişler

kırmışlar termometreni

insan insanın kurduymuş bre

kesekağıdına sarmışlar seni

narbülbülün kafese ayçiçeğin çöplüğe

bir duvarın sıvası gibi dökülürken bana rastlamışsın

dur demişsin dur hadi dur yaşamım sil baştan

ben demişim

'severim severim sevmesine de seni

eski bir hüzünle

durmadan büyür içimde bir Girit yasemini'

yaklaşmışım

ve deniz atmışım dudaklarımla dudaklarına


SAÇIMA DOKUNMA


"saçıma dokunma" diyorsun masal saçan bir sesle

ekmek gibi dilimlediğimiz yatak sarılmış bize,

bırakmak istemiyor

kasıklarını öperken "saçıma dokunma" diyorsun

dilimde gezdirirken seni,

"saçıma dokunma, n'olur"

kapısı açılan bahçene girerken bir daha, bir daha

anılar dökülüyor göksarmaşıktan

ikimiz de biliyoruz

bir çözsem saçlarını

bir daha söz etmeyeceğiz ayrılıktan

saatlerin saçları olsaydı sevgilim

bu kadar hızlı geçip gider miydi zaman

ah sevgilim ne diyecektim ben sana

aç pencereyi ve dışarıya bak

son gecemizde kar altında kuğular


KANAT TERZİSİ


her şeyi

anladılar

sevgilim

seviştiğimiz

yatakta

unutulmuş

bir çift

kanat

bulunca


terzilerine

gidiyor

kentteki

kadınlar

kendilerine

kanat

diktirmek

için

o günden

beri


BAK FENA OLUR


bir gün ayrılırsak

sevilmekten eskimiş bir renk sanırım kendimi

gözbebeğime bakarım senin yüzüne özgü

gece gece

abone olduğumuz o parkta bulurum seni

köşe bankta sırt üstü yatıyorumdur

söylemem gerekir mi bilmem, zırlıyorumdur

rıhtımlar dolusu narçiçeği sen

birkaç ton körkütük ben

bir öyle bir böyle sanıyorumdur kendimi


bir gün ayrılırsak

gülkurum, çılgın diye an beni

de ki bulutlanarak, onu sevdim gibi

kellesi kulağı düşüktür şimdi ayrılmışlıktan

göğün beline keman teli sarıyordur

her zamanki gibi

de ki

kulağına doldurduğu denizler seslenip gidiyordur

sözcükleri muz gibi soyuyordur ortalık yerde

yine Şiirzade Akgün Efendi sanıyordur kendini


bir gün ayrılırsak

dövünen çok olur, sevinen daha da çok

takla atan olur haber üstüne

göbek atanlar

ülseri azanlar olur

bir gün ayrılırsak

bak fena olur

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.