AHMET ADA

--------------------------------------------------------------------------------

     1947'de Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu. Ceyhan Lisesi’nde okurken öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Çeşitli işlerde çalıştı. Kayseri’de devlet memurluğu yaptı. Yazın yaşamına 1970’te başladı. Şiir ve yazıları Hakimiyet Sanat, Saçak, Dönemeç, Somut gibi dergilerde yayınlandı. İlk şiirlerinde İkinci Yeni akımından etkilendi. Daha sonra Ahmet Arif ve Nihat Behram'ın doğa betimcilikleri ve ses tonlarından esintiler taşıyan şiirler yazdı. Yöresel öğelerle bezeli, lirik, yumuşak şiirleriyle günümüz toplumcu gerçekçi şairlerinin başarılı bir temsilcisi.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Gün Doğsun Gül Üstüne (1980)

Acıyla Akran (1983)

Yaz Kırlangıcı Olsam (1985)

Aşk Her Yerde (1990)

Vakit Yok Hüzünlenmeye (1992)


Günyenisi Lirikler (1992)

Yitik Anka (ilk üç kitabının toplu basımı, 1993)

Taş Plak Gazelleri (1995)

Küçük Bir Anmalık (1996)

Begonyalı Pencere (1998)

ÖDÜLLERİ

1981 Akademi Kitabeyi Şiir Başarı Ödülü Gül Doğsun Gül Üstüne ile (Ali Cengizkan ve Adnan Azar'la paylaştı)

1991 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü Aşk Her Yerde ile

1992 Yunus Nadi Şiir Ödülü Vakit Yok Hüzünlenmeye ile


ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Ülke

  • Ablam İçin Gazel

  • İyimser Bir Aşk Türküsü

  • Cesaret

  • Aşkı Bulurum

  • Acıyla Akran


ÜLKE


Akdeniz mavisi saklı koynunda

Ey gül yanığı güller ülkesi

Yoldaşlık etsem kanlı gömleğinin acılarına

Küllerle savrulan ay ışığında


Kanadı gümüş bir kuş olup da

Yaz kış demeden dolaşsam dereboylarını

Kırmızı bulutları, sulara dökülen

Gazel yaprağına yazsam çığlığını


Umut hilesiz karanfilse sorguda

Tutuklanmayı bekler kimimiz geceleri

Ey türküleri çiçek döken ülke

Yurtseverlerin, yiğit şairlerin nerde


Ey seher karanlığında açan çiçek

İnce ince yağışı yağmurun köklerine

Başını dik tut rüzgara karşı

Dayan diyedir düşmanın zincirine


O nazlı nilüferler yoksa da sularında

Ceylanlar iner göllerinin aynasına

Ne güne durursun seyirt haydi

Patlayan bahardır dal uçlarında


ABLAM İÇİN GAZEL


Ablam çiçekli basma giyerdi

Gurbet ustasıydı

Sıla mı hüzün saatleri mi

Eylülün ilk haftasıydı


Saçlarını tarasa akıp giderdi onlarca keder

Darılsa bana kumral bir yalnızlığa başlardı


Verandanın köşesinde siyah- beyazdı sesi

Ablam yaşasaydı solgun şarkılar söylerdi


Eylül müydü albümden düşmüş sonbahar mı

Ne güzel güldü bütün özlemi sarardı


Bir gün kalbi kuş uçmayan atlaslara gömüldü

Yaşasaydı kuş olup Cezayir menekşelerine konardı


İYİMSER BİR AŞK TÜRKÜSÜ


Bağlardan inen patikalardayım

Cebimde mis gibi şiirler, kuş cıvıltıları

Sokağınızdan geçiyorum öğle üstü

Sokağınızda sararan yaprakların kokusu

Şuramda ince bir sızı, serseri bir acı

Senden öncesi olmayan bir acı

Yalnız senin mecnunun olan bir acı


Her pazar geçtiğin yollarında bir yaprak

Yeşeriyor kuşanmış bütün cesaretini

Göğsünün içinde yaşatmak için aşkı

Bir yaprak da senin konuşkan elinde

Sevecen becerikli çalışkan elinde


Her zaman biraz olsun gecikirsin

Aşka yalnızlığa sevdaya

Yine de özlenirsin güzelim sevgilim

Bir çiçek de böyle özlenir

Su dolu bir testinin yanındaki bir çiçek

Desem öyle alaycı gülümser yürürsün

Sessizce yağan yağmur altında

Aşkı kendine anlata anlata


Yine akşam oldu sevgilim sensiz

Bırakıp gidiyorum içim aşkla dolduğu zaman

Durakları buğulu otobüs camlarını

Yağmur çiseleyen kirli sokakları

Gide gide hüzünlü bir türkü gibi dokunan

Yağmurun sesini ne çok seviyorum

Seni ne kadar çok seviyorum


İpek bir mendil diye

Ayrılığı katlayıp koyuyorum çiçekle masama

Bir de senin için yazdığım sevda şiirlerini

Kendi anlamlarını aşıp giden

Tozlu yollar sıra dağlar patikalar boyunca


Ey sevgili senin sımsıcak bakışlarını

Katlayıp koyuyorum çiçekli masama

Seni ne kadar çok seviyorum

Bir türkü solgunluğunu silip götürdüğü zaman


CESARET


Bir parça kar beyazı bulut mu

Gök mavisi mendil mi anısı olan

Savaktan akan serin sular mı

Git getir usulca yarana sar

Eksilmesin başucundan memleket


Kuşattı mı bütün yolları harami

Can yoldaşı orman uzak mı

Kuşların çığlığına uyarak yürü

Omuzlarına güneş vurmuş olmalı

Bin nazla büyüyen özlediğin güle


Faytonlar sürdün körüklü fenerli

Koşum takımları pırıl pırıl doru atlar

Nice gelinler götürdün al duvaklı

Baş çekip diz vurarak halayda

Gün oldu erittin kederli havaları


Komadılar ama seni uçarı yürek

Değmedi körpe fidan bir ele elin

Arpa ekmeğine değdiği kadar

Henüz onsekizinde yirmisinde

Gül ömrünü yangınlara saldılar


Bu usul yürek loncaya yazılmalı

Çünkü dem tutmaya başladı çığlık

Ve ayrılığın köze döndürdüğü sevda

Öyle yalın öyle hırçın ki göğsünde

Götürebilir seni güneşli yollara


AŞKI BULURUM


Öpüşün karanfil kokardı aşkı bulurdum

Işık hızını geçen bir uçakta aşkı

Bulutlar tükenir kuşlar görünmezdi

Yitip giderdi altımızda nice denizsiz kent

Çelik gürültüleri arasında sayısız çiçek

 

Mutlu ederdim seni kadınım olurdun

 

Seninle ikimiz ilkyaz gibiydik

Sevda avcumuzda tuttuğumuz gül yaprağıydı

Uzayda bıraktığımız ayak iziydi

Güzelim, hangi güç durduracaktı bizi

Hangi güç ince parmaklarının hünerini

 

Aşka izin yoktu, gün soldu kuşluk vakti

Usul usul konuştuktu hani

Aşkı savunanları düşen bir kenti savunur gibi

Bütün sahici aşkları konuştuktu

Leyla ile Mecnun'u, Elsa ile Aragon'u

Yani ikimizle yarının ölümsüz olduğunu

 

Giyilmemiş çamaşırlar gibi kokardı aşkın

Güzelim benim bir tanem

Sırasında hazırdın onarmaya

İşkencedeki insanın incinen onurunu

Yaşadığımız günü, tutsaklığı, bugünü

Buğular içinde yüzen geceyle gündüzü

 

Işıkları yalandı kederle akardı kent

Ne kadar da güzeldi kışı, sisi, ayazı

Güzelim benim, bir tanem, yanımda sen olunca

Özlenirdin anlıyor musun

Bir karanfile baka baka uçarılaşırdın

Yitirmeden henüz aşkı, ilkyazı

Saçların çiçek tozu, çam kokusu

Sende düğümlenirdi bir uçumluk tadı çocukluğun


ACIYLA AKRAN


Burda mayalanan aşkın yedeğinde

Gün vurdu mu yüzünü sulara

Bir haber beklerim sevinçli

Ulaşan mermere, taşa, içerdeki dosta

Usulcacık bir türküye girer gibi

Bir haber; kuşların kanadında


Burda taşrada bir esimlik rüzgar

Üşüttü mü gül yaprağını gizlice

Duyarım yüreğimde sessizce

Geri gelmeyecek örselenmiş gençliğimi


Bir haber döndürebilir beni

Buğulu mavi bozkır günlerime

Sarınıp yıldızlı gecelere, öyle ki

Çekip gidebilirim ipsiz serseri

Çalımsız bir ıslık tutturarak

Kırık dökük dizelerime benzeyen


Burda ırmağın sesinden başka

Yüreğimi uslandıracak kimse kalmadı

Haber gönder, çık gel, acıyla akranım artık

Ağarabilir usulca göğsümdeki karaltı

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.