ABDÜLKADİR BUDAK

--------------------------------------------------------------------------------

   1952 yılında Sivas’ın Hafik ilçesinde doğdu. Lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. Kayseri’de devlet memuru olarak çalıştı, emekliye ayrıldı. Yaşamını Ankara’da sürdürüyor. Şiirleri 1970’li yıllardan itibaren edebiyat dergilerinde yayınlanmaya başladı. "Geçti İlkyaz Denemesi" ve "Şimdi Yaz" kitaplarındaki kısa dizeli ilk dönem şiirlerinde Behçet Necatigil izleri görüldü. Sonraki şiirlerinde lirik bir yoğunluğa, düşünsel özgünlüğe, mecaz ve imge zenginliğine ulaştı. Günümüz Türk şiirinin önde gelen şairleri arasında.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Geçti İlkyaz Denemesi (1978)

Şimdi Yaz (1980)

Gömleğim Leyla Desenli (1981)

Sevdanın Son Keremi (1985)

İmzasız Gül (1983)

Yanlış Anka Destanı (1994)

Aşk Beni Geçer (1997)

Endişeli Fesleğen (1999)

ÖDÜLLERİ:


1983 Ceyhun Atuf Kansu ve Orhon Murat Arıburnu şiir ödülleri İmzasız Gül ile.



ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Özeleştiri

  • Cevap Anahtarı

  • Ağır Çekim

  • Ölümcül Bahçe Ağıdı

  • Bağışla Bana Adını

  • Tutsak Yolcu Dileği


ÖZELEŞTİRİ


1


Sendin söğüt dalı gibi

Eğilen serin sulara

Çiçeklere özenen

Hele ki leylaklara


Sendin incesazdan fasıl

Gülen gül dokunan el

Sendin yarımı bütün

Eden çirkini güzel


Güneş alan odaları

Yeğleyen geniş evlerde

Arandığında bulunan

Sendin ince şiirlerde


2


Sendin dönende yüzünü

Gün ay ışıksız geceye

Bir yıkımın dipnotunu

Düşürmesini beceren

Acılar katan şiire


Biliyorsun ki ozana

Gülden hem bal hem koku

Edinme yaraşır ya

Şiir umudu içerir

Yaşanır olmayı dünya


Dönmek zorundasın hep

Sen sırtını güneşe

Dönüşmeli ey ozan

Acı sende sevince



CEVAP ANAHTARI


Suyu özetleyen bendim bir bardağın içinde

Taşa sarılan yosun taşı bitirir, anladım

Parmaklar dile dönüştü ellerinde dilsizin

Ve balkon demirleri inceldi tanrım!


Gömleğimden birkaç düğme açtığım zaman

Çarpar rüzgar kadın olur titrerdi

Yanlış anlaşılmasın çaptan düşmüş değilim

Makasa son kez bakan kumaş beni etkiledi


Kırlarla şehirleri karıştırdığım oldu

Atımın ayakları asfalt kokar bu yüzden

Bir çift metal kanatla uçmaların sonunda

Yorgun otelim artık, yolcusunda dinlenen


Teneke sözcüklerin altındanmış anlamları

Benzedim mühürlenmiş sarraf terazisine

Ama şunu öğrendim: kaç boğulmuş çocuk eder

Nil ile Kızılırmak arasındaki mesafe


Ayın yansısı ancak kuyunun ağzı kadar

Kuyunun içi tanrım ne kadar karanlık, derin

Ben ölünce sanırım dünya yalınlaşacak

Gözlerim Âşık Veysel, bileklerim Yesenin!


AĞIR ÇEKİM


Maskeli yüzleriyle

Eş dost hısım akraba

Gelirler arada bir

Söz döner dolaşır yine

Kurda kaptırınca kuzu

Ekşidir hep gülüşleri

Dilleriyse kaya tuzu


Artık yeller ateşlere

Doğru eser ve kuyu

Dibindeki Yusufların

Sayısı artar hızla

Akrep gibi kendini

Sokan aşklarımızla


En sıcak günlerde dağ

Çığ salar üstümüze

Sulak ovalarda susuz

Kalmış bitkiler gibi

Yüzümüze korkuların

Yerleşir soluk rengi


Örter alev damlası kum

Develerin de üstünü

Kaç ay oldu gelmediler

Giderek büyür fırtına

Bu yüzden kervanımız

Kaldı çöl ortasında


Ne erken ölümü yeğle

Ne bir kurtarıcı um

Gibi çelişkilerde

Bir ses: Boğuluyorum


ÖLÜMCÜL BAHÇE AĞIDI


(Doğanın Yüzüne Dilin Aynası'ndan)


Şu köşede çardak vardı sarmaşıkları olan

Şu yanında çekirdeği kırmızı domatesler

Kahkahaların vardı bahçevana eşlik eden

En uzak çevrelerde dillenmişti güzelliğin

Ne olmuş yeşil giysine yırtılmış rengi soluk

Güzel bahçem sende mi döşeğe düşecektin


O beyaz badanalı kırmızı kiremitli

Gönlünü çelmeye çalışan konut nerde

Nerde kuş seslerine karışan çocuk sesi

Ya esnek dallarına kurulan salıncaklar

Konuş ölümcül bahçem dilini biliyorum

Çıngı mı düştü içine erken mi bastırdı kar


Koltuk değnekleriyle ayakta duruyorsun

Nerede güllerini sürekli koklayanlar

Kelebeklerin hani bal devşiren arıların

Yüzün niye sararmış ya ellerin nerede

Kımıldat dudağını beni tanımadın mı

Çekip gitmiş gibisin yabancı bir iklime


Gül biçimi kaşıklarla yenen öğle yemeği

Nerde sularını güneşe öptüren havuz

Kıvrak tepsilerde koşuşan demli çaylar

Bir kara yel mi esti göğüs geremediğin

Kıtlık kıran mı geldi gittiler birer birer

Ilık nefeslerini her şeyden çok sevdiklerin


BAĞIŞLA BANA ADINI


- Leyla'yı anlat bana


Ey şiir, sesin çığlık

Uyağın vaha

Leyla'yı anlat bana


Yeldirmesi aşk oyalı

Etekleri yangın yeri

Kays adlı ağacın dalı

Bir sevdanın son depremi

Olan o güzel Leyla'yı

Anlat bana çölün dili

Kana benzeyen sahrayı

Anlat bana, hangi deli

Yıkmış gönül sarayını

Gül kanatan mezar yeri

Çağrıştırıyor Leyla'yı


- Bağışla bana adını


TUTSAK YOLCU DİLEĞİ


1/


Perdeleri çekmeyelim çıkarken

Bizi bekleme duygusuyla bırakalım bu evi

Bu evi öyle sevdik, bir ölünün tabutu

Kirpinin dikenlerini sevdiği gibi


Eşyalara bakmaktan birbirimize

Bakamaz olmuşuz fark etmedin mi?

Ev önce sığınak, bir tuzak sonra

Yolculuk birbirimizi görmek için bir fırsat

Ayna da eşyadır, valize koma!


2/


"eşyanın konumunu biçimini rengini almışlardır"

En büyük cakaları karşı komşuya karşı

çay içme bahanesiyle balkona çıkmalardır


Böyledir evlilikler, evlerden çıkmayınca

Evimizden çıkalım, özleriz belki

Otobüse binelim kuşların durağından

Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.