ABDÜLKADİR BULUT

--------------------------------------------------------------------------------



   1943 yılında İçel’in Anamur ilçesine bağlı Akine köyünde doğdu. 1985'te Silifke'den Anamur'a giderken geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirdi. Anamur Ortaokulu ve Akşehir İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Anamur, Kırıkhan ve İstanbul'da öğretmenlik yaptı. Çeşitli ansiklopedilerin hazırlanışında çalıştı. İlk şiirleri 1960’tan itibaren Varlık, Türk Dili dergisinde çıktı. Asıl kimliğini 1970’li yıllardan sonra yazdığı şiirleriyle kazandı. İlk şiir kitabı "Tek Başına Değilsin" 1976'da yayınlandı. Behçet Necatigil etkisindeki bu şiirler, özenli işçiliği ve lirik anlatımıyla dikkat çekti. İkinci kitabı "Acılar Yurdumdur"daki şiirlerde olayları toplumcu gerçekçi bir bakış açısıyla ve konuşma havasında yansıttığı görüldü. Şiirlerinde folklor öğelerinden, Türkmen oymaklarının ağıt ve türkülerinden de esinlendi. Doğa betimlemelerinden ve gündelik nesnelerin görüntülerinden yola çıkarak hüzünlü ve nostaljik bir ruh durumunu yansıttı. Genç şiir kuşağımızın önde gelen isimlerinden.

--------------------------------------------------------------------------------

ESERLERİ

ŞİİR:

Sen Tek Başına Değilsin (1976)

Acılar Yurdumdur (1981)

Kahveci Güzeli (çocuklara şiirler, 1981)

Yakımlar (1982)

Gözyaşları da Çiçek Açar (1983)

Yurdumun Şiir Defteri (1985)

Ülkemin Şiir Atlası (Ölümünden sonra, bütün şiirleri bir arada, 1987)

ROMAN:


Üveyikler Göçerken (çocuk romanı, 1981)




ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

  • Onun Eşkali

  • Direniş Günlerinin Şiirleri

  • Direniş Günlerinin Şiirleri 2

  • Ülkemin Şiir Atlası

  • Gözyaşları Da Çiçek Açar

  • Hoşuma Gider

  • Yakımlar


ONUN EŞKALİ


Artık senin eşkalin nasıldı diyemem

Bakma sen öyle bilmezden geldiğime

Yoksa tuttuğum her çiçeğin sapından

Sular boşalırdı üstüme


Gidip görmek kısmet olmadı ama

Kaç kez açıp açıp baktığım olmuştur

İmsakiyeli cep takvimlerindeki haritalara

Öyle ki hemen hemen her seferinde

Pusuya düşürüldüğün denizin uğultusu

Boynuma dolanacakmış gibi olsa da


Üflesem kabarır taşar mı acaba

Baktığım her deniz, bildiğim her nehir

Ve bir şiir olup ağar mı dersin göğsüme

Yerine getirilen her sözdeki güzellik

Öyle hiç bakmadan boyuma posuma


Artık senin eşkalin

Su dibinde duran bütün taşların

Sulara verdiği yeni bir renktir

Kıpırdar bir halkın yüzünün altında

Andırarak çavdar çiçeklerini

Artık suların da bir eşkali vardır


DİRENİŞ GÜNLERİNİN ŞİİRLERİ


I


Şu günlerde güpegündüz

Genç bir sözcükle beraber

Öpmek istiyorsun hayatı

Alnının ortasından


En güzeli yürüyorsun

Alibeyköy'ün az ilerisinden

Direniş günlerine doğru

Gül oluyor göğsün

Kokluyorsun


II


Senin bu haklılığına

Bir yara yeri gibi yüzünde

Taşıdığın Halep çıbanının

İzi bile farkında


En güzeli yürüyorsun

Yanında umudun inancın

Güzel günlere bakarak

Çürük bir kavun gibi

Taşımamak için alnını


DİRENİŞ GÜNLERİ ŞİİRLERİ


Silahtarağa'dasın

Bakıyorsun Kağıthane Köprüsü'ne

Sarmış tam yüzük yerinden

Haliç'i kuzeye bakan kolunu

O yüzden öyle görünüyor

Sarılı bir parmak gibi

Haliç'in kuzeye bakan kolu


Saklı değil yüzün

Alabildiğine gür ve açık

Az önünde kurulan halaydan

Patlamak üzere hep birden

Bir Refaiye türküsü


Silahtarağa'dasın

Madeni seslerin çarptığı yerlere

Direniş sözcüğü yazıyorsun

Bir tas su sunar gibi

Eski bir dostuna


ÜLKEMİN ŞİİR ATLASI


III


Ben aradığım her şeyi yana yakıla aradım

Kaygılar taşıdım mutlaka bulmalıyım diye

Ama kaldırdığım her taşın altından

Çıka çıka bir yığın böcek çıktı

Kimisi deliklerine kaçtı, kimisi üstüme ağdı


Yol günlüklerine geçti attığım adımlar

Çocukken boynunu kopardığım kuş yavruları

Düşlerimde yolumu kesip bir bir gözlerimi oydular

Ve eğdiğim fidanlar büyüyüp gelişince

Gövdeleri tabutuma birer tahta oldu


Sulara bıraktığım hüsnüyusufların

Yan yatıp suyun üstünde durması gerekirken

Hepsi de dibine çöküp gitti bir bir

Demek ki her şeyin bir derinliği var

Demek ki her şey biraz da derinliktir


Daima ayrılıklar üretti benim yürüyüşlerim

O yüzden adı ayrılık olan bir çiçektir

Şimdi benim avuçlarımdaki çizgiler

Oysa eskiden alçalan bir kara kırlangıcın

Kuyruğunun duruşuydu.


XLVI


Bilirim incelik ister marifet ister

Arkadaş seçmek de yar seçmek kadar

Çünkü göreceğin küçük bir ihanet bile

Adama evlat acısı gibi koyar


Düşün ki içini döktüğün, sırlarını verdiğin

Seninle birlikte aynı ufka alın dayamış

Birlikte saklanmış, birlikte yatmış birisi

Bakmışsın ki günün birinde ayrılıp gitmiş


Aslında bir su damlası kadar hafiftir insan

Bir söz kadar uçucu, bir reyhan kadar yabani

Ve kırlangıçların gözleri kadar ürkek

Eğer cesaretle doldurmamışsa kalbini


Bilirim oldum olası incelik ister

Arkadaş seçmek de yar seçmek kadar

Çünkü gün gelip çıkarıp öfkeni vereceksin

Ve yurduna dair taşıdığın güzel şeyleri



XLVII


Yürüdüğüm yolları deftere yazmayı

Günlük tutmayı bağırıp çağırmayı

Ve hayatım üstüne haberler çıkarmayı

Bir marifet sayıp kendimi ele verdim


Bir damla suyun bile ağırlığını düşünmedim

Ama taşı toprakla toprağı çamurla kıyaslayıp

Taşıdığım düşüncelerin sözlere dökülüşüne

Bir anlam veremeden çekip gitmedim


GÖZYAŞLARI DA ÇİÇEK AÇAR


Ellerimi dokunduğum her yerde

Çığlık çığlığa kıvranıyor hayat

Ve ölen arkadaşların giysilerini

Bir kere daha dürüp koyuyor analar

Çamaşır sandıklarına

Gözyaşları da çiçek açar


Bugün yurtyeri olsa da acılara

Kayaların en sarp yerlerindeki

Kırlangıç yuvalarını andıran alnın

Bir gün terli bir gelecek uçuracak

Sabahlardan akşamlara kadar

Gözyaşları da çiçek açar


Ansızın oyuna başlayan çocukların

Sesleri kadar canlı ve huylu

Sevinçleri kadar taze ve acemi

Bir duruş kuşatır seni o zaman

Gözyaşları da çiçek açar


Başını dayadığın ağaç dalı

Bak hafifçe eğildi toprağa doğru

Uyuyan bir çocuğun soluk alışını

Dinler gibi kendini vererek

Yaklaş yüzünü örse de acılar

Boynundan ter boşalan herkese

Gözyaşları da çiçek açar


Yaklaş, yüzünü örse de acılar

Ve nasıl yakalarsa toprağı kök

Suları renk, dalları kiraz

Sen de öyle yakala hayatı

Yürü kol kola canıma değsin

Gözyaşları da çiçek açar


HOŞUMA GİDER


Hoşuma gider

Elinde çay bardağı

Güneyde bir köy evinin

Üstü çinkolu balkonundan

ve yağmurlu havalarda

Dağlara bakan birisinin

Duruşu


Hoşuma gider

Her gün sokaklarda

Uzuneşek oynayan çocukların

Avuçlarına tükürerek

Koşmaları


Hoşuma gider

Çiçeği burnunda aşıkların

Bir okul sonrasında

Koltuklarına sıkıştırarak

Ciltleri bozulmuş kitapları

Ve ürkek bir tavşan gibi

Aşklarını, acılarını

Elleriyle bastırarak

Yürümeleri


YAKIMLAR


15.


Bir kar yağışıydı endamın

Kuşların göğsü gibi sıcak

Alnından beyazlıklar havalanırdı

Sana yakın, bana uzak

 

Görünürdü boğazından geçerken

Siyah üzüm, mor dut

Oyuğuna kapattım ellerimi

Bırakma öylece tut

 

Alnından beyazlıklar geçerdi

Islak taylar gibi serin


Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.